27 yaşına kadar başını kuma gömüp, 27'sinden sonra papatya(!) olduğunu kabul eden birisi hakkında...
27 Aralık 2011 Salı
Milli olmak :/
- Milli oldun mu sen?
+ Yok daha seçmeler yapılmadı...
Bu soru sorulduğunda sanırım 12-13 yaşlarında idim, kafasını henüz cinselliğin meşgul etmediği yüzmeye giden bir çocuktan başka nasıl bir cevap beklenebilir ki? O zamanlar verdiğim bu cevap soruyu soran abiyi (fırlamanın tekiydi) güldürmüştü, ben şaşkın şaşkın bakarken ona. Aslında bu laf kulağıma hiçte hoş gelmez, sanki kadını aşağılıyormuş gibi bir anlam uyandırıyor bende.
Bazen kendime diyorum "keşke aradığım sadece cinsellik olsaydı, o zaman her şey daha kolay olurdu sanırım". Malum bildiğiniz üzere eşcinselliğini kendisine geç itiraf eden birisiyim, 27. Aradan 3 yıl geçtiği halde beyaz atlı prensini beklemekten vazgeçmeyen ben "eh pardon ama buda bir can" deyip sonunu hiçte düşünmeden attım kendimi birinin koynuna...
İlk mesaj ondan gelmişti; en azından profilinde samimi, doğal resimlerinin olması kendinden uzun uzun bahsetmesi ona sempati ile bakmamı sağlamıştı. Hala kendisini samimi bulurum en azından bazıları gibi ketum değil; ağzından lafı cımbızla almıyorum, hele ki nazı kaprisi olan birisi hiç değildi!!! Anlayın artık date sitelerinde ne çile çekiyorum ben. Zaten ilişki yaşayanların çoğu kıyıda köşede gizli gizli yürütüyorlar ilişkilerini, bir de bu kaprisvari tavırlar içinde olanları anlamlandıramıyorum; sanırım hayat onlara bonkör davranıyor olmalı... neyse, en azından "slm, semt, ap?" etc. gibi mesaj göndermeyip ön elemeyi geçmişti benim açımdan; hoş! geçince ne olacağı belli değil halbuki? üç-dört günlük date sitesi üzerinden yapılan yazışmalar sonrası numaralar verildi ve bir kahve içmek için görüşüldü. Onun işten çıkış saati geç olduğu için ona yakın bir yerlerde buluşup kahve içip lafladık; eşcinselliğimizden, ilişkilerden, işten güçten bahsettik. En azından sanal da başlayan samimi bir sohbeti yüz yüze dökmemenin ayıp olduğunu düşündüğümden "buluşalım" teklifini kabul etmiştim... Yüz yüze tanıştık ettikte malum dışarı da herhangi bir yer olunca; bir tarafımızda türbanlı bir çift, diğer tarafımızda çocuklu gelin kaynana olunca meraklı bakışlara maruz kalmak istemediğimden sohbet çokta eşcinselliğin derinlerine inemiyor... ya gay cafe de buluşmak ya da "yer var" sa meraklı bakışlardan uzak laflamak en azından karşımdakini tanımak için uygun bir ortam diye düşünüyorum? hı hı evet! nerden bileyim ben işlerin başka yöne gideceğini...
Neyse; havadan, sudan, hayvanlardan derken 1-2 saat sohbet ettikten sonra ayrıldık. Dönüşte o kadar yol teptiğim için benimle metrobüse kadar eşlik etti, yani kendisi teklif etti; yine görüşürüz dedikten sonra yolculuk esnasında bir mesaj geldi. "Tanıştığıma memnun oldum... bıdı bıdı bıdı" diye devam eden gülümseten bir mesaj! "Tanıştığıma memnun oldum... bıdı bıdı bıdı" bir de altını çizerek belirteyim dedim.
Aradan bir hafta geçti; bu sefer onun evinde(!) buluşmak üzere ben onu aradım, yani müsaitsen görüşelim dedim; ama oğlan ne kalbimi çarptırıyor ne de ona karşı bir ön yargım var! Samimi, arkadaşça bir şeyler diyeyim... Aradığım sefer olmasa da, bir dahaki sefere onun "alooo" demesi ile tekrar randevulaştık; tekrar onca yolu tepmece üstüne de 1 saat avm'de dolanmaca onun gelmesini beklemece... Bunları oğlanın başına kaktığım yokta sanırım biz ipneleri yollar engelleyemiyor!
Avm'den bunun evine, ki garsoniyer mi desem bilemedim, gittik. İçeri adımımı attım, tekrar "hoş geldin..." diyerekten bu sefer boynumun her iki yanından öptü o.O anlaşılan sıcak saatler beni bekliyordu?
Çok gıcığım değil mi? En heyecanlı yerinde kesiyorum muju muju... ^.^
18 Aralık 2011 Pazar
Mim, 10 maddelik Noel Baba'dan istekler listesi
Tekrardan merhaba, bu sefer arayı o kadar açmadım aferin bana :) Hayır yani kafamda anlatacak, yazacak şeyler var ama işte nerden girsem nerden çıksam bilemiyorum; bu ekranın karşısına oturunca yazmak gözümde büyüyor, ama bir başlayınca da çatır çatır yazıyorum.
Sağolsun xcoach beni şuracıkta mimlemiş, hoş! sen beni vakti zamanında yine mimlemiştin ama yazmaya erinmekten o mim arada kaynadı gitti, ogaybende'nin de bir mim'i böyle kaynayıp gitmişti... neyse arada bir içinizden gelirse mimleyebilirsiniz istediğiniz gibi; artık erinmeyeceğim ( burnum uzadımı ne?)
Vallahi lotodan ya da piyangodan büyük ikramiye çıksın listeye pekte gerek yok hani! ama piyangodan çıkmayan şeylerde var dii mi?
1- Vallahi artık şu boynumun tutulmasını istemiyorum; egzersizleri yapmaya erinsem de bir türlü yüzme havuzuna kayıt olmak nasip olmadı. Sağlık testlerini yaptıralı 2 ay oldu olacak hala kayıt olmayı düşündüğüm yüzme havuzu tadilattan çıkamadı. Umarım 2012'de faaliyete geçerde düzenli yüzme ile ara ara tekrar eden boyun ağrılarımdan kurtulurum.
2- Sen nasılsa yüzmeye başlayacağım diye abur cuburları löp löp götür 1-2 ayda 5 kilo al dötün kocaman olsun da 80 kiloya dayan! çüş bana, ohaların ohası bana! :( . Artık bütün umudumu yüzmeye bağlamışım. En fazla 70 kilo olmak hedefim. Alla'ım bi düşünsenize şu anda üzerimde 10 kilo patates taşıyorum sanki; zaten bazen soluğumu bile kesiyor. Noel amca şu havuzu faaliyete geçirsin iki isteğim zamanla yerine gelmiş olur.
3- Sanırım bu sene halama, kuzene ve benim hemşire(abla)'ye gay olduğumu açıklayabilirim, ama yani artık daral geldi "evlenmiyormusun bla bla bla"lardan. Azcık cesaret versin yeter Noel amca, böyle boğazım düğümlenir gibi oluyor, sankim kalbim boğazımda atmaya başlıyor.
4- Şöyle kafalarımızın uyuştuğu, iyi aile çocuğu, çok seksi yakışıklı olması da gerekmez az birşey çirkin olsa da olur; mürekkep yalamış, sevimli, tatlı birkoca hayat arkadaşı :) ben 2 senedir şu date sitelerinde bulamadım bari noel amca gelirken getirsin bi zahmet; yoruldum ben artık.
5- Bir koca da benim hemşire'ye; tatile, sinemaya, gezmeye artık kocasıyla gitsin canım! benim maaşta bi yere kadar yetiyor yani!
6- Anadolu yakasında şu anki işimden daha iyi koşullarda bir iş bulsam da bizimkilerin yanından taşınmak için bir bahanem olur en azından. Yoksa aile apartımanında oturduğumuz için benim birisine görünmeden eve oğlan atmam imkansız! Bir insanın oturduğu apartmanın her katında bir akrabası olur mu? olur anacım olur! O kişi bensem olur! :/ Aslında yaz ortasında bir görüşme gerçekleştirmiştim, başta razı olmasam da ısrar üzerine görüşmeye gitmiştim nasılsa bir işim var diye de maaşı %20-25 yüksek söylemiştim şu anki maaşımdan. Nah!!! alırsın sen o maaşı! böyle demediler tabi de olmadı yani o iş. Neyse buna da şükür diyelim hala bir işim var sonuçta... evrene ben yine bu sene mesaj göndermeye devam edeyim.
7- Uzun uzun sahilde yürümek istiyorum, bunu birkaç sefer bakırköy sahilinde hafta sonu yaptım; saolsun ilk adımı aynadaki aksim ile atmıştım ^.^ Bu sene hedef büyüttüm vapurla bakırköy'den kadıköy yapıp kadıköy-bostancı arasında kulağımda kulaklık uzun uzun yavaş yavaş yürümek...
8- Kadıköy demişken aklıma bir ara yapmaya niyetlendiğim windsurf geldi, sağlık sorunlarım çıkmazsa 7. ve 8. maddeler güzel bahar ve yaz günlerinde yapılacak şeyler.
9- Trenin kompartımanlı bölümünde (iki kişilik olanları varmış pişşttt! ;) güzel manzara eşliğinde tıngır tıngır seyahat etmek, yani sırf gitmiş olmak için bile gidip hemen aynı trenle geri dönebilirim; rotası güzel bildiğiniz bir hat varsa önerilere açığım...
10- Yok valla 10. maddeye yazacak bir şey aklıma gelmiyor; etrafımdaki insanlar mutlu sağlıklı bir sene geçirsin yeter... dinimiz sübhaneke amin!
edit: 11- Nasıl unuttum yaa! iphone 5 çıksın artık ve benim de bi tane olsun istiyorum!
nasıl olsa bu mim'i çoğu kişi yanıtlayacak, o yüzden kimseyi mimlemek istemiyorum derken aklıma birden marshall mathers geldi. Bir tek onu mimliyorum sanırım bu mecra da yeni. Zaten önceki mim'de istemeden bir halt yedim neyse ki çok bir sorun olmadı... ;)
Not1: Yukarıdaki fotoğraftaki noel baba şapkasından nereden alabilirim ucuza? 5 tane alabilirim de, bir oyuncakçı da kadifemsi görmüştüm 9.90 tl'ye kaliteli birşeydi de, yine aynı kalite de varsa bildiğiniz daha ucuzu bir miyav deyiverin olur mu? ^.^
Not2: Bu arada sağ üst köşede uzun uğraşılardan sonra bir mail adresi edindim; başında "bi" olmasına aldanıpta biseksüel olduğumu sanmayın, tüm adresler alınmış ben n'apiim! Artık bana bikarakedi@gmail.com'dan aşk mektuplarınızı gönderebilirsiniz, artık postacıyı yormanıza gerek yok, hem artık adsız'larda yorum yapabilir sayfama, kapiş! :)
Sağolsun xcoach beni şuracıkta mimlemiş, hoş! sen beni vakti zamanında yine mimlemiştin ama yazmaya erinmekten o mim arada kaynadı gitti, ogaybende'nin de bir mim'i böyle kaynayıp gitmişti... neyse arada bir içinizden gelirse mimleyebilirsiniz istediğiniz gibi; artık erinmeyeceğim ( burnum uzadımı ne?)
Vallahi lotodan ya da piyangodan büyük ikramiye çıksın listeye pekte gerek yok hani! ama piyangodan çıkmayan şeylerde var dii mi?
1- Vallahi artık şu boynumun tutulmasını istemiyorum; egzersizleri yapmaya erinsem de bir türlü yüzme havuzuna kayıt olmak nasip olmadı. Sağlık testlerini yaptıralı 2 ay oldu olacak hala kayıt olmayı düşündüğüm yüzme havuzu tadilattan çıkamadı. Umarım 2012'de faaliyete geçerde düzenli yüzme ile ara ara tekrar eden boyun ağrılarımdan kurtulurum.
2- Sen nasılsa yüzmeye başlayacağım diye abur cuburları löp löp götür 1-2 ayda 5 kilo al dötün kocaman olsun da 80 kiloya dayan! çüş bana, ohaların ohası bana! :( . Artık bütün umudumu yüzmeye bağlamışım. En fazla 70 kilo olmak hedefim. Alla'ım bi düşünsenize şu anda üzerimde 10 kilo patates taşıyorum sanki; zaten bazen soluğumu bile kesiyor. Noel amca şu havuzu faaliyete geçirsin iki isteğim zamanla yerine gelmiş olur.
3- Sanırım bu sene halama, kuzene ve benim hemşire(abla)'ye gay olduğumu açıklayabilirim, ama yani artık daral geldi "evlenmiyormusun bla bla bla"lardan. Azcık cesaret versin yeter Noel amca, böyle boğazım düğümlenir gibi oluyor, sankim kalbim boğazımda atmaya başlıyor.
4- Şöyle kafalarımızın uyuştuğu, iyi aile çocuğu, çok seksi yakışıklı olması da gerekmez az birşey çirkin olsa da olur; mürekkep yalamış, sevimli, tatlı bir
5- Bir koca da benim hemşire'ye; tatile, sinemaya, gezmeye artık kocasıyla gitsin canım! benim maaşta bi yere kadar yetiyor yani!
6- Anadolu yakasında şu anki işimden daha iyi koşullarda bir iş bulsam da bizimkilerin yanından taşınmak için bir bahanem olur en azından. Yoksa aile apartımanında oturduğumuz için benim birisine görünmeden eve oğlan atmam imkansız! Bir insanın oturduğu apartmanın her katında bir akrabası olur mu? olur anacım olur! O kişi bensem olur! :/ Aslında yaz ortasında bir görüşme gerçekleştirmiştim, başta razı olmasam da ısrar üzerine görüşmeye gitmiştim nasılsa bir işim var diye de maaşı %20-25 yüksek söylemiştim şu anki maaşımdan. Nah!!! alırsın sen o maaşı! böyle demediler tabi de olmadı yani o iş. Neyse buna da şükür diyelim hala bir işim var sonuçta... evrene ben yine bu sene mesaj göndermeye devam edeyim.
7- Uzun uzun sahilde yürümek istiyorum, bunu birkaç sefer bakırköy sahilinde hafta sonu yaptım; saolsun ilk adımı aynadaki aksim ile atmıştım ^.^ Bu sene hedef büyüttüm vapurla bakırköy'den kadıköy yapıp kadıköy-bostancı arasında kulağımda kulaklık uzun uzun yavaş yavaş yürümek...
8- Kadıköy demişken aklıma bir ara yapmaya niyetlendiğim windsurf geldi, sağlık sorunlarım çıkmazsa 7. ve 8. maddeler güzel bahar ve yaz günlerinde yapılacak şeyler.
9- Trenin kompartımanlı bölümünde (iki kişilik olanları varmış pişşttt! ;) güzel manzara eşliğinde tıngır tıngır seyahat etmek, yani sırf gitmiş olmak için bile gidip hemen aynı trenle geri dönebilirim; rotası güzel bildiğiniz bir hat varsa önerilere açığım...
10- Yok valla 10. maddeye yazacak bir şey aklıma gelmiyor; etrafımdaki insanlar mutlu sağlıklı bir sene geçirsin yeter... dinimiz sübhaneke amin!
edit: 11- Nasıl unuttum yaa! iphone 5 çıksın artık ve benim de bi tane olsun istiyorum!
nasıl olsa bu mim'i çoğu kişi yanıtlayacak, o yüzden kimseyi mimlemek istemiyorum derken aklıma birden marshall mathers geldi. Bir tek onu mimliyorum sanırım bu mecra da yeni. Zaten önceki mim'de istemeden bir halt yedim neyse ki çok bir sorun olmadı... ;)
Not1: Yukarıdaki fotoğraftaki noel baba şapkasından nereden alabilirim ucuza? 5 tane alabilirim de, bir oyuncakçı da kadifemsi görmüştüm 9.90 tl'ye kaliteli birşeydi de, yine aynı kalite de varsa bildiğiniz daha ucuzu bir miyav deyiverin olur mu? ^.^
Not2: Bu arada sağ üst köşede uzun uğraşılardan sonra bir mail adresi edindim; başında "bi" olmasına aldanıpta biseksüel olduğumu sanmayın, tüm adresler alınmış ben n'apiim! Artık bana bikarakedi@gmail.com'dan aşk mektuplarınızı gönderebilirsiniz, artık postacıyı yormanıza gerek yok, hem artık adsız'larda yorum yapabilir sayfama, kapiş! :)
12 Aralık 2011 Pazartesi
Return of the Karakedi
Pişştt! ben geldim :) yüzüm yazmaya pek yok ama oğlanın biri beni şuracıkta mimleyivermiş; ben de vesile olsun madem dedim yine geri geldim (yalnız şu satırları yazarken saat gecenin 01:09'u başım gözüm zonkluyor bir yandan da yüzümde hafif bir sırıtma, dur! romeo'dan mesaj geldi!!!)
Neyse; günah çıkarmaya sonraki postta devam edeyim ev oğlanının mim postunu heder etmiim şurada. Mim'in konusu; hakkımda 7 şey yazmam gerekiyormuş... Hoş biraz ucu açık bir mim ama; yani karakterimden mi bahsetmem gerekiyor, yoksa yaşadığım şeylerden mi emin değilim neyse lafı daha fazla uzatmayayım efenim...
1- Gülerken gözümden yaş gelir; bu huyumu seviyorum, huy değil gerçi ama tutamıyorum n'apiim! katıla katıla gülüyorsam öyle böyle değil yani bildiğin gözlerim sızdırıyor bayağı. En azından yapmacık gülmediğimin kanıtıdır.
2- Çevrem de ağırbaşlı, ciddi, sessiz, efendi birisi olarak bilinirim; oysa ki içimdeki ipneden kimsenin haberi yok. Belki piçlikte denebilir buna; ama hep bu bir zamanlar karikatür çizmekten kalan bir huy. Hep böyle aklıma fırlamalık şeyler geliyordu o zamanlar... ama hiçte küfür eden bir insan değilimdir günlük hayatta.
3- Lafı gediğine gayet nazik bir şekilde oturtabilirim; seviyorum ironi falan yapmayı ama, bazen dilimin kemiği olamayabiliyor istemeden de kırabiliyorum insanları. Aslında kırmak gibi bir niyetim yok ama karşımdaki kişi bazen yanlış anlayabiliyor. Genelde espri ile karışık söylerim. Geçenlerde bir arkadaş bu şekilde ironimi yanlış anlamış; demek istediğimi izah edene kadar başıma ağrılar girdi yeminlen!
4- Sanırım azcık gurur da var ben de, bir ara peder bey'le aramız limoni idi; üniversiteye yeni başlarken ki zamanlar peder bey bana cep telefonu almış tabii ben ona kızgınım yaa almadım o telefonu. Aslında babişkom melek gibi biridir de işte daha çok alkolden kendine zarar veriyor; düşüp gözünü başını patlatıyor işte... neyse.
5- Zamanın da arkadaş kazığı yediğim için, insanlara karşı biraz mesafeli olabilirim. Şöyle bir şey var birde; birisine borç vermişimdir, şu zaman geri vereceğim demiştir. O zamanı biraz geciktirince hatırlatmak amacıyla bir derim iki derim, üçüncüsüne artık istemeye utanırım; üzerine bir bardak soğuk su içerim. Ha böylece de o kişi ederini gözümde belli etmiş olur. N'apiim ben de artık "hayır" demeyi öğrenmeye başlıyorum...
6- Hastayken ve gecenin bir yarısı uykudan kaldırıldı isem; domuzluğum tutabiliyor, asabi oluyorum. Aslında sakin ve sabırlı bir insan olarak bilinirim.
7- Hala müziği açıp ayna karşısında dans ediyorum valla :) içeri ev halkından biri dalacak diye çok tırsıyorum ama. Severim dans etmeyi. Bu konuda geçen yaz tatilimde otelin discosunda yediğim naneleri anlatmalıyım...
- oğlum n'apıyorsun sen burda?
+ ııı şey, spor yapıyordum anne...
böyle işte aklıma kabaca gelen şeyler bunlar; daha ne kadar mütevazi olduğumdan v.b. bahsetmedim bilem.
.... ve gelelim kurbanlara; belki aramıza tekrar dönerler umudu ile, hala ara ara merak ettiğim g....... ve aynadaki aksim'i ( lan oğlum aksim insan arada bir ses eder dii mi ama!) mimliyorum gölgelerin gücü adınaaaaaaaaa mim siz de artık!!!...
Neyse; günah çıkarmaya sonraki postta devam edeyim ev oğlanının mim postunu heder etmiim şurada. Mim'in konusu; hakkımda 7 şey yazmam gerekiyormuş... Hoş biraz ucu açık bir mim ama; yani karakterimden mi bahsetmem gerekiyor, yoksa yaşadığım şeylerden mi emin değilim neyse lafı daha fazla uzatmayayım efenim...
1- Gülerken gözümden yaş gelir; bu huyumu seviyorum, huy değil gerçi ama tutamıyorum n'apiim! katıla katıla gülüyorsam öyle böyle değil yani bildiğin gözlerim sızdırıyor bayağı. En azından yapmacık gülmediğimin kanıtıdır.
2- Çevrem de ağırbaşlı, ciddi, sessiz, efendi birisi olarak bilinirim; oysa ki içimdeki ipneden kimsenin haberi yok. Belki piçlikte denebilir buna; ama hep bu bir zamanlar karikatür çizmekten kalan bir huy. Hep böyle aklıma fırlamalık şeyler geliyordu o zamanlar... ama hiçte küfür eden bir insan değilimdir günlük hayatta.
3- Lafı gediğine gayet nazik bir şekilde oturtabilirim; seviyorum ironi falan yapmayı ama, bazen dilimin kemiği olamayabiliyor istemeden de kırabiliyorum insanları. Aslında kırmak gibi bir niyetim yok ama karşımdaki kişi bazen yanlış anlayabiliyor. Genelde espri ile karışık söylerim. Geçenlerde bir arkadaş bu şekilde ironimi yanlış anlamış; demek istediğimi izah edene kadar başıma ağrılar girdi yeminlen!
4- Sanırım azcık gurur da var ben de, bir ara peder bey'le aramız limoni idi; üniversiteye yeni başlarken ki zamanlar peder bey bana cep telefonu almış tabii ben ona kızgınım yaa almadım o telefonu. Aslında babişkom melek gibi biridir de işte daha çok alkolden kendine zarar veriyor; düşüp gözünü başını patlatıyor işte... neyse.
5- Zamanın da arkadaş kazığı yediğim için, insanlara karşı biraz mesafeli olabilirim. Şöyle bir şey var birde; birisine borç vermişimdir, şu zaman geri vereceğim demiştir. O zamanı biraz geciktirince hatırlatmak amacıyla bir derim iki derim, üçüncüsüne artık istemeye utanırım; üzerine bir bardak soğuk su içerim. Ha böylece de o kişi ederini gözümde belli etmiş olur. N'apiim ben de artık "hayır" demeyi öğrenmeye başlıyorum...
6- Hastayken ve gecenin bir yarısı uykudan kaldırıldı isem; domuzluğum tutabiliyor, asabi oluyorum. Aslında sakin ve sabırlı bir insan olarak bilinirim.
7- Hala müziği açıp ayna karşısında dans ediyorum valla :) içeri ev halkından biri dalacak diye çok tırsıyorum ama. Severim dans etmeyi. Bu konuda geçen yaz tatilimde otelin discosunda yediğim naneleri anlatmalıyım...
- oğlum n'apıyorsun sen burda?
+ ııı şey, spor yapıyordum anne...
böyle işte aklıma kabaca gelen şeyler bunlar; daha ne kadar mütevazi olduğumdan v.b. bahsetmedim bilem.
.... ve gelelim kurbanlara; belki aramıza tekrar dönerler umudu ile, hala ara ara merak ettiğim g....... ve aynadaki aksim'i ( lan oğlum aksim insan arada bir ses eder dii mi ama!) mimliyorum gölgelerin gücü adınaaaaaaaaa mim siz de artık!!!...
1 Ağustos 2011 Pazartesi
Karakedicik tatilde!
![]() |
| sex on the beach! |
Tatilden döneli iki hafta olmasına rağmen, malum sebeplerden yazmaya vakit olmadı :/ Okunmamış gazete yenidir mantığından yola çıkarak anlatmaya başlıyorum...
Kalabalık bir grup olarak gittiğimizden planlar tee mart ayında yapılmıştı; kuzenler ve çocukları ile hepimiz dokuz kişiydik. Hoş başta çekincelerim vardı bu kadar kalabalık ile tatilin b*ku çıkabilirdi, ne de olsa aramızda kakasını yaptıktan sonra haber veren küçük bi sıpacık vardı, neyse ki öyle olmadı. Yarımız otomobil ile yarımız otobüs ile antalya yoluna koyulduk.
Gidiş geliş ets otobüsleri ile olunca şunu farkettim; gündüz yola çıkılınca yol daha bir çabuk geçiyormuş gibi geliyor insana. Malum gece iki büklüm uyku modunda olunca yol bitmek bilmiyor. E her iki molada da hacet görüldükten sonra gözler etrafı kesiyor hemencecik; vallahi benim bi suçum yok, gözlerim yalama oldu sanırım dört dönüyor :)
Antalya'ya gidişte zaten kafayı takmıştım, tüm güneşi iliklerime kadar emecektim; ne de olsa esmer bi oğlan olduğumdan hem bronzlaşmam kolay oluyor, hem de bronz bir tene sahip olmak bana çok yakışıyor!!! Ama şu yüzümdeki çillere bir çözüm bulmalıyım sanırım; bronzlaşınca daha bir belirgin oluyorlar, normalde o kadar belli değiller; bi yolunu yöntemini bilen söylesin lütfen yokmu aranızda çilli horoz ya da tavuk?
İkidir tatilde oda arkadaşım benim hemşire oluyor; zaten iş hayatına atılmadan her sene "şuraya gidelim, buraya gidelim" modunda değildik. Sen o kadar bir sene çalış bir hafta tatil yap; yetmiyor, zamanında işle ilgili yanlış tercihler yaptımda neyse. Ama artık bu hemşire beni sıkıyor yaa, valla bulcam birini çıkcam artık onla tatile...
İlk bir iki gün sanki orada 4-5 gün kalmışız gibi bir uzun geldi! Sıkılma durumu hiç olmadı otelde ne var ne yok öğrendikten sonra, ki herşey dahil sistem zaten merkeze gitmeye kalksan yolda ölünü bulurlar bi yarım saat sürer otomobil ile; kalan dört beş gün sürekli şu şekildeydi;
- sabah 8'de kalkış: gece 2'ye doğru disco'dan döndüğümüzden her tarafım ağrısada otelin havuzu boşken 1 saat yüzmeliyim. Suda ayılıyordum desem yeridir :) zaten kahvaltıdan sonra havuzda kulaç atacak yer kalmıyordu ki!
- 9:30- 10:30; kahvaltı, malum kalabalık olduğumuzdan sabah öğle akşam yemeklerinde hep birlikteydik. 1 saat aç karnı yüzmek feci acıktırıyor; sabah kahvaltısını iyi yapınca öğle yemeğini kavun karpuz yiyerekten es geçiyordum. Asıl bomba az sonra :)
- kahvaltı sonrası; hemen yüzmek olmaz, su jimnastiğine kadar kaydırakta cümbür cemaat kaymaca.
-11:30; su jimnastiği, tatile kadar kilolarımı veremedim ama bu tatilde bombayı patlatıyorum kilo verdim :) gitmeden 1 hafta önce 79 kg idim dönüş sonrası 75 küsür; akşamları daha az yiyorum :) Su jimnastiğini tek kötü yanı, etrafımın koca totolu teyzelerle dolmasıydı; toplasan 40 kişinin 5'i erkek; o 5'in 4'üde çirkin amcalardı. Eh o kalan 1 yakışıklının kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde :P
- Yarım saat jimnastik sonrası; havuz oyunları vardı. Derken saat olmuş öğlen! Öğleden sonra 3'ten sonra hop denize! 7'ye kadar denizde kumda oyalanmaca; sıpalar bi kumsalda uyuma fırsatı vermedi yaa! Vallahi bu tatilde öyle kesilecek bir tip yoktu maalesef; otelin yarısı rus ve çocuklu ailelerdi! Erkeklerinden bahsetmeme gerek yok herhalde; sarı sarı göbekli slip mayolu tipler :/ O rus yengeler bu heriflerde ne buluyor anlamıyorum ben!
-Yemek sonrası 23:00'a kadar animasyon gösterilerini izleme; 23:00-00:30 arası barda kuzen ve hemşire ile milleti kesme :P. Anam bu yabancılar hep böyle açmı! Herşey dahil gece 12'de bitecek diye 5-10 dk. önceden ellerinde üçer dörder bira götürmeceler felan! Ama onlarda haklı su niyetine içiyorlar birayı; benim limit 3 olunca :)
- 00:30 sonrası; he he he en gımıl gımıl yere geldik; çoluk çocuğu yatırdıktan sonra, başlarında bir büyük var tabii, hafif demli bir şekilde otelin discosuna doğru yol almaca...
tabikisi de arkası çok sonra :) yeter vallahi bi buçuk saattir yazıyorum imla hatalarını kontrol edemeyeceğim.
---spoiler---
Disco'da +18 görüntüler, sahili iki ayaklı kemirgenler bastı, karakedi discoda etrafında rus hatunlar dans ediyuuur!
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Karakedi'den 1 adet mesajınız var!
kem küm... Tatilden geleli 2 hafta oldu olmasına da bi türlü oturup tatil maceramı yazmaya vakit bulamadım; eh halen o tatil senin bu tatil benim gezdiğimden olsa gerek. Zaten yeğenlerim gelmiş, onlarla zaman geçirmekten de vakit olmadı. Akşama da bi yakınımın düğünü var tepinmeye gidiyorum vallahi, antalya discolarında her gece tepinsemde kurtlarımı dökemedim be anacım napiim ben! Ayy eş dost içinde de bööle bööle gerdan kalça kıvıramam ki ben yaa, düşünsenize valide oturmuş kenarda sizi izliyor; kadının yüreğine iner maazallah! Dating sitelerinde de şu sıralar iyice bir sosyalleşir oldum, hepsinden bahsedeceğim; çok sonra :) Hadi ben kaçtım. tey tey teeeeeeeeeeeeeey!
7 Temmuz 2011 Perşembe
Beni özleyin anacıım!
Yarından itibaren yazılarıma pardon yorumlarıma yıllık iznimi kullanmam dolayısı ile ara veriyorum... güneşi son damlasına kadar hücrelerime çekmeye gidiyorum... ayy bu sene havuç kürünü uygulamayı unuttum ben! peynir gibi dönmem umarım, sizler için bol bol bikinili fotoğraflar çektireceğim. neyse görüşürüz, öptüm sizi panpişler!!! ;)
3 Haziran 2011 Cuma
Sevgili günlük
Özledin mi beni? İçimi dökesim var ama yazmaya üşeniyorum! belki yarın? ya da sonraki gün görüşürüz arayı soğutmayayım değil mi? :)
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Derbeder eden aşk!
![]() |
| puuuufff! |
Yüreğim ağzıma geldi birden; bi afalladım, "anlamadım?" deyince tekrar etti... bende bir şüphe? "ayy! yoksa baktığımı farkettide niye bakıyorsun? mu diyecek, istanbul'a yeni geldim bugün iş çıkmadımı diyecek? yoksa örgüt propagandası mı yapacak diye aklımda endişeli sorular! üniversite öğrencisi gibi bi tipi vardı...
"Anlatabilirsin!"
deyince, başlattı anlatmaya;
"Şimdi birisi var, birisini çok seviyor; resmen ruh ikizi. Ama o sevdiği kişi de bir başkasını seviyor. Sence bu kişi ne yapsın?" tabi ilk baştaki kişinin kendisi olduğunu sonra söyledi; öyle şifreli konuşunca sandım ki bana 34'ün ortasında aşk ilan edecek!
Bi yandan da aklımdan geçiyor "lean! karakedi sen aşk mı yaşadında akıl fikir verceeen?" ama empati yapmaya çalışaraktan cevap vermeye çalıştım. Bu arada alkollü olduğunu belirtti hiçte farkında değildim; 34'ten inerkene sigarayı ağzına atıp kibriti çıkarınca sandım 34'te sigara içecek! boşuna uyardım meğerse inmeye hazırlanıyormuş.
Buna "kızla her şeyi açık bi şekilde konuş" dedim; aklımdan "sanırım bu birine platonik aşık" diye geçiriyorum.
"Her şeyi yaptım" deyince platonik aşk olmadığını anladım... Biraz düşündükten sonra, tabii dumurluğum geçmiş değil...
"başkasını seviyorsa zorlamanın bir anlamı yok!.." dedim.
hafif gülerek tebessüm ederek yerine çekildi;" bu üçüncü oluyor! kalbime üçüncü çiziğim..." sonra yol boyunca gözünü kapadı... hepi topu 1-2 dakikalık bi konuşma...
oğlanın haline üzüldüm! keşke daha teselli edici bi yanıt verseydim diye kendimi yemeye başladım; hiç tanımadığım biri pattadanak diye hiç beklemediğim bi anda böyle karşıma çıkınca pek teselli edici afilli laflar edemedim; zaten 34'te etrafımızda ki bakışların bize çevrildiğini de hissettim...
Böyle işte... birini seviyorsan onun mutlu olmasına izin vereceksin; mutlu olmayı başkasıyla tercih etse bile! ayy üzüldüm! çocuğa cevabım yetersiz gelmiş olmalı? umarım bu aşkın yerine başka bi aşk koyabilir benden gençti, asıl benim teselliye ihtiyacım var ya neyse işte... offffffffffffffff of! :(
2 Nisan 2011 Cumartesi
Sevgili günlük...
Merhaba blog,
seni epey bi boşladım sanırım, affet beni bebişim xoxo! barıştık dii mi? ;) ha iyi o zaman gelelim bana. Aynı tas aynı hamam işte bende bi değişiklik yok. Hani bir ara yılbaşı kararları almıştım ya sanırım onların çoğunu ben tutamadım (mahçup kız smileysi).
Profil sitelerine girmiicem dedim, dediğimin haftasında yine katologları karıştırıyordum "hııım... ayy ne cici... ohh may gaş!... ciyakk!...ıııyyyyyy!", ama artık önceki kadar sık değil; şimdi o sıklığıda bıraktım; aslında girip sadece bir iki isme bakıyorum yaa, bunları da twitter'da da buldum; zaten twitter olmuş sana birer gayromeo, manjam... neyse böyle uzaktan uzaktan takip ediyorum işte... bazen azgınlığım tutabiliyor; happy hourda içtiğim 3 bira sonrası kafa kıyak kendimi cevahir'e attım; ay sorma *ruspu gibi dolandım durdum "hıımm bu gay! bu değil! bu gay! bu kadıııın!"... bi kaç parça bi şey beğendim; üst baş değiştirmeye üşendiğimden hiçbi şey almadan da çıktım, bir bakıma spor oldu. 34'e giderken biride benimi kesti arkamda gelen başkasınımı kesti anlamadım, kalbim bööle pıt pıt diye attı... zaten böyle kaş göz işareti yapanlardan aile babası olmaz kıız boşveer... next(!)
Spor demişken; bu hafta sporu biraz ihmal etsemde, gittikçe bi şeye benziyor kaslarım lan! valla yalanım yok tartıda 79.9'u gördüm! neyse ki 80 değilim! kafamda plan yaptım her hafta 1 kilo versem; 2 ayda istediğim kiloya inerim, tamamdır çözdüm ben bu işi ...Valide hanım ile peder bey'de çok şükür yaz sezonunu açtılarda, en azından şimdi biraz akşamları aç kalırsam biraz da ordan 3-5 bi şey veririm; hemşire sultan (abula) bana akşamları salata yedirmeye kararlı... hergün yediğim pirinç pilavının tadını unutucaam nerdeyse...
Neyse selam verdim borçlu çıktım gibi; şimdilik bu kadar yeter, zaten "ogaybende..." ve "xcoach"un mimleri aklımda! yazamadım diye nasıl üzgünüm nasıl üzgünüm anlatamam, hiç aklımdan çıkmıyor; en kısa zamanda yazıcam...Takip ettiğim bloglara laf yetiştirmekten, seni ihmal ettim... böyle işte yüzün gülsün kız. bak nette dolanırken ne buldum (pucca sağolsun) by...
seni epey bi boşladım sanırım, affet beni bebişim xoxo! barıştık dii mi? ;) ha iyi o zaman gelelim bana. Aynı tas aynı hamam işte bende bi değişiklik yok. Hani bir ara yılbaşı kararları almıştım ya sanırım onların çoğunu ben tutamadım (mahçup kız smileysi).
Profil sitelerine girmiicem dedim, dediğimin haftasında yine katologları karıştırıyordum "hııım... ayy ne cici... ohh may gaş!... ciyakk!...ıııyyyyyy!", ama artık önceki kadar sık değil; şimdi o sıklığıda bıraktım; aslında girip sadece bir iki isme bakıyorum yaa, bunları da twitter'da da buldum; zaten twitter olmuş sana birer gayromeo, manjam... neyse böyle uzaktan uzaktan takip ediyorum işte... bazen azgınlığım tutabiliyor; happy hourda içtiğim 3 bira sonrası kafa kıyak kendimi cevahir'e attım; ay sorma *ruspu gibi dolandım durdum "hıımm bu gay! bu değil! bu gay! bu kadıııın!"... bi kaç parça bi şey beğendim; üst baş değiştirmeye üşendiğimden hiçbi şey almadan da çıktım, bir bakıma spor oldu. 34'e giderken biride benimi kesti arkamda gelen başkasınımı kesti anlamadım, kalbim bööle pıt pıt diye attı... zaten böyle kaş göz işareti yapanlardan aile babası olmaz kıız boşveer... next(!)
Spor demişken; bu hafta sporu biraz ihmal etsemde, gittikçe bi şeye benziyor kaslarım lan! valla yalanım yok tartıda 79.9'u gördüm! neyse ki 80 değilim! kafamda plan yaptım her hafta 1 kilo versem; 2 ayda istediğim kiloya inerim, tamamdır çözdüm ben bu işi ...Valide hanım ile peder bey'de çok şükür yaz sezonunu açtılarda, en azından şimdi biraz akşamları aç kalırsam biraz da ordan 3-5 bi şey veririm; hemşire sultan (abula) bana akşamları salata yedirmeye kararlı... hergün yediğim pirinç pilavının tadını unutucaam nerdeyse...
Neyse selam verdim borçlu çıktım gibi; şimdilik bu kadar yeter, zaten "ogaybende..." ve "xcoach"un mimleri aklımda! yazamadım diye nasıl üzgünüm nasıl üzgünüm anlatamam, hiç aklımdan çıkmıyor; en kısa zamanda yazıcam...Takip ettiğim bloglara laf yetiştirmekten, seni ihmal ettim... böyle işte yüzün gülsün kız. bak nette dolanırken ne buldum (pucca sağolsun) by...
![]() |
| hın hın hın hın hın hın... |
27 Şubat 2011 Pazar
co-co-li-lin-colin fö-fö-firth Colin Firth!
![]() |
| alla'm gülüşüne kurban! |
Geçen gün filmine gittim, cumbabanın tweeti ile de gündeme gelmişti. Gerçi bu başlığı attım diye dalga geçtiğimi sanmayın, zamanında ben de muzdariptim bu konuda; kekemelik. Buna sonra geleceğim, bu adam hep böyle beyefendi rollerinde oynamak zorunda mı? Hayır çokta şikayet ettiğim falan yok ama, netten şöyle bir "colin firth nude" "colin firth naked" aratınca herifin bi belden yukarısının çıplak olduğu bi pozunu bile göremedim...
Bridget Jones'un günlüğü filmindeki rolü olan Mr. Darcy karakteri ile ilgimi çekmeye başladı. Alla'm ne kadar tatlı, beyefendi, iyi aile çocuğu bir tipi vardı filmde; al koynuna besle, yaşı fazla olmasa. Ha bay Darcy evliymiş bi de; hiç bi zaman kötü kadın olmak istemem! bağrıma taş basar susar otururum yani :( herif yaşlandıkça daha bi tatlı mı oluyor ne?
Film (King's Speech) kekeme olan kralın, kekemeliği ile başa çıkmasını anlatıyor; ara ara uykum gelse de kraliyet ailesinin yaşamı bana o kadar şaşalı gelmedi, daha çok insani tarafları ön plana çıkarılmış; gerekli çaba ve zamanı sizde gösterirseniz zorlukları aşabilirsiniz mesajı veriliyor ki bunu sevdim. Müzikleri de güzel, kral son konuşmasını yaparken gözüm doldu resmen, başardı ya sonunda ondan... A single man'den hiç bahsetmiim bile :(
İlkokul 2 ya da 3'e kadar bende de kekemelik vardı; sırf kekemelik olsa iyi "r"leri de söyleyemiyordum.
bi tanıdık: "radyo desene"
karakedi: "yadyo"
bi tanıdık: "yadyo değil lan radyo"
karakedi: "yadyooo"
bi tanıdık: "hahaha... rad-yo"
karakedi: "yad-yoo, yadyo, yadyoooo diyoyum işte"
Igggh! dötünü çükliim!* Böyle demedim tabi, ayıp olurdu. Ama bana söyletmek istedikleri kelime hep "radyo" olduğu için hiç unutmadım. Ara ara kekemeliğime gülenlerde olurdu; ama bu onlara şirin! geldiği için gülerlerdi. İlkokul öğretmenime de durumumdan bahsedince de bizimkiler; hocam daha bi ilgi göstermişti. Kendi çocuğu da kekeme imiş, benden bi yaş büyük. Dedem, kekemelik ya da "r" sorunum için emin değilim; dilin altına nohut büyüklüğünde bi taş koymakta çözümü bulmuştu. Filmde de kral bi avuç misketi ağzına dolduruyordu :) Aman ne çözüm! Sırf o taşı dilimin altında tutucam, yutmamak için dikkat edicem diye okulda dersi dinleyemiyordum, ayhh! taş dilimin altında mı diye yoklamaktan derse dikkatimi veremiyordum ki! Ortaokula geçişte hiç bir iz kalmamıştı ikisinden de. Yani bizimkiler bi bakıma benim kariyerime mani oldular anacıım! Belki de şimdi beyaz'ın yerinde ben olabilirdim ;)
Bu gibi durumlarla en iyi baş etme yöntemi; başkasının dalga geçmesine izin vermeden, kişinin kendisi ile dalga geçmesidir herhalde. Öyle davranınca daha bir sempatik görünüyor insanın gözüne, hem de dalga geçe geçe durumu yadırgamamaya başlıyorsun. Üniversite de bi arkadaş vardı, kekeme, durumu ile ara ara dalga geçerdi; oğlan gözüme daha bi sevimli görünürdü de. Sanırım kendime ara ara ipne dememim sebebi de bu mantalite olsa gerek!
*bu laf bana ait değil, hoşuma gitti "hayat erkeği"nden çorladım :)
![]() | ||
| traş losyonu kokusu geliyor mu? oh miss! mırr...mırrrrrrr! |
9 Şubat 2011 Çarşamba
Nasılıııım?...
6 Şubat 2011 Pazar
Biscolata...yummy...yummy...yummy
Son bir haftadır 3. kez denk gelince yazmak farz oldu. Genelde reklamlarda erkeklere hitap eden unsurlar kullanılırdı. 118'li bilinmeyen numaraların bi reklamında kızların ciciklerinin hizasına numaraları yazmışlardı da, "peh!" demiştim (sanırım 118-18). Ama biscolata reklamını görünce bi daha ki markete gidişimde içimde raftaki tüm biscolataları alma hissi oluştu. Tek endişem kasiyerin ipne olduğumu çakması! Çakmaz dii mi?
Bu lezzeti gözünüzle tatmak isterseniz linki şurada; http://www.youtube.com/watch?v=l0XO-3IdmjU
Misafirin olduğu bi gün tv'de bu reklam dönerken; bi yandan da aklımdan "-allaa'ım niye bana bunu yapıyorsun! niye haa niye!" diye sitemlenirken, misafirin ilkokula giden oğlu "-ha ha ha keşke böyle olsa" demesin mi oğlanları görüp! Annesi de "-saçmalama! hadi biz desek neyse!"... küçük oğlan " -yok yaa öyle değil!"... Tabii ben içimden gülüyorum :)
Buradaki biscolataları paketleyen gözlüklü herife.... hııııııı-aaaaayyyyyyyhhhh! nasıl desem resmen içim gitti yeauv! alla'ım bi de göz kırpmaz mı? Tam aile babası olacak bi tip var herifte, pek bir efendi duruyor. Hamur yoğuran oğlanla sütçü de upps! yani.
Geçen 34'deyim bilen bilir ;) yine böyle bi tip. Tam böyle olmasa da casual giyimli, gözlüklü, esmer bi oğlan; tam bir iyi aile çocuğu tipindeydi yani. Alla'ım 34'de nasıl bindi isem bunu farketmedim ve sırtımı buna dönmüşüm, o oturuyor kitap okuyor. Oğlanı kesicem kesemiyorum, camdan keseyim diyeyim o da olmuyor, o derece ters bi pozisyondayım. Bi daha ki binişimde şöyle bi etrafı kolaçan edip öyle pozisyonumu alıcam vallahi; oğlanı kesicem diye gözlerim şaşı olacaktı. Amaa çok ciciydi! Deri bir mont, boyunda fular, kemik çerçeveli siyah gözlükler...Elif Şafak'ın "Aşk" kitabını okuyordu; pembe kapaklı olanından... Belki de bu bir işaretti yukardan haa? Merter durağında indi; yüzü çok temizdi, dedim ya iyi aile çocuğu...
Bu arada günahta çıkarayım; kilo verme durumları iyi gitmiyor, 80'e dayandım; 79 kiloyum. Bir-iki gündür tek tek hareketler yapıyorum bakalım; tartı 80'i gösterecek diye paniklemiş bi haldeyim, göbekte büyümüyor kilolar sanırım dötüme doğru kayıyor; otur otur! döt büyüycek haliyle... Profil sitelerine de giriyorum arada bir püf! sadece gizli gizli bakmakla yetiniyorum vallahi! Ben bu msn muhabbetlerini pek iyi yürütemiyorum sanırım, onun farkına vardım! Selam veren birine "sadece arada bir bakınıyorum, şimdilik öteliyorum bazı şeyleri" deyince bana "hoşlanmadın sanırım" demez mi! Ayy nasıl üzüldüm! Niyetim çocuğu öyle bir psikolojiye sokmak değildi, hemen profilini silmiş yanıt veremedim; "öyle birşey yok! ama bu hoşlandım demekte değil, sadece dedim yaa bazı şeyleri öteliyorum" bile diyemedim, msn adresimi istemişti ben de vermeyip böyle bir açıklama yapmıştım... Asıl önemli olan bu herif benim iş çıkışında gittiğim güzergahta ve hangi saatte nereden geçtiğini biliyorum, zaten bunu çınlattım "tanıdık geliyorsun" diye bilmiyormuş ayağına yatıp! Dünya ne küçük! Geçen bir hafta erken çıktığım için yolda denk gelemedik! Bakalım bu hafta ne olacak; kaşınıyorum mu ne? Islah olmam ben sanırım! ne bu yaa -istemem ama yan cebime koy durumu! Belki de bir ara atletli biçimde ayna karşısında çekilmiş bi pozunu gördüm ondan birazda burun kıvırdım, ama şimdi gayet beyfendi pozlarını koymuştu!!! Ama boyu kısa!...Neyse daha fazla armutun sapı üzümün çöpü demeden by...
Bu lezzeti gözünüzle tatmak isterseniz linki şurada; http://www.youtube.com/watch?v=l0XO-3IdmjU
Misafirin olduğu bi gün tv'de bu reklam dönerken; bi yandan da aklımdan "-allaa'ım niye bana bunu yapıyorsun! niye haa niye!" diye sitemlenirken, misafirin ilkokula giden oğlu "-ha ha ha keşke böyle olsa" demesin mi oğlanları görüp! Annesi de "-saçmalama! hadi biz desek neyse!"... küçük oğlan " -yok yaa öyle değil!"... Tabii ben içimden gülüyorum :)
Buradaki biscolataları paketleyen gözlüklü herife.... hııııııı-aaaaayyyyyyyhhhh! nasıl desem resmen içim gitti yeauv! alla'ım bi de göz kırpmaz mı? Tam aile babası olacak bi tip var herifte, pek bir efendi duruyor. Hamur yoğuran oğlanla sütçü de upps! yani.
Geçen 34'deyim bilen bilir ;) yine böyle bi tip. Tam böyle olmasa da casual giyimli, gözlüklü, esmer bi oğlan; tam bir iyi aile çocuğu tipindeydi yani. Alla'ım 34'de nasıl bindi isem bunu farketmedim ve sırtımı buna dönmüşüm, o oturuyor kitap okuyor. Oğlanı kesicem kesemiyorum, camdan keseyim diyeyim o da olmuyor, o derece ters bi pozisyondayım. Bi daha ki binişimde şöyle bi etrafı kolaçan edip öyle pozisyonumu alıcam vallahi; oğlanı kesicem diye gözlerim şaşı olacaktı. Amaa çok ciciydi! Deri bir mont, boyunda fular, kemik çerçeveli siyah gözlükler...Elif Şafak'ın "Aşk" kitabını okuyordu; pembe kapaklı olanından... Belki de bu bir işaretti yukardan haa? Merter durağında indi; yüzü çok temizdi, dedim ya iyi aile çocuğu...
Bu arada günahta çıkarayım; kilo verme durumları iyi gitmiyor, 80'e dayandım; 79 kiloyum. Bir-iki gündür tek tek hareketler yapıyorum bakalım; tartı 80'i gösterecek diye paniklemiş bi haldeyim, göbekte büyümüyor kilolar sanırım dötüme doğru kayıyor; otur otur! döt büyüycek haliyle... Profil sitelerine de giriyorum arada bir püf! sadece gizli gizli bakmakla yetiniyorum vallahi! Ben bu msn muhabbetlerini pek iyi yürütemiyorum sanırım, onun farkına vardım! Selam veren birine "sadece arada bir bakınıyorum, şimdilik öteliyorum bazı şeyleri" deyince bana "hoşlanmadın sanırım" demez mi! Ayy nasıl üzüldüm! Niyetim çocuğu öyle bir psikolojiye sokmak değildi, hemen profilini silmiş yanıt veremedim; "öyle birşey yok! ama bu hoşlandım demekte değil, sadece dedim yaa bazı şeyleri öteliyorum" bile diyemedim, msn adresimi istemişti ben de vermeyip böyle bir açıklama yapmıştım... Asıl önemli olan bu herif benim iş çıkışında gittiğim güzergahta ve hangi saatte nereden geçtiğini biliyorum, zaten bunu çınlattım "tanıdık geliyorsun" diye bilmiyormuş ayağına yatıp! Dünya ne küçük! Geçen bir hafta erken çıktığım için yolda denk gelemedik! Bakalım bu hafta ne olacak; kaşınıyorum mu ne? Islah olmam ben sanırım! ne bu yaa -istemem ama yan cebime koy durumu! Belki de bir ara atletli biçimde ayna karşısında çekilmiş bi pozunu gördüm ondan birazda burun kıvırdım, ama şimdi gayet beyfendi pozlarını koymuştu!!! Ama boyu kısa!...Neyse daha fazla armutun sapı üzümün çöpü demeden by...
29 Ocak 2011 Cumartesi
Mim- "Batıl inançlar"
Vallahi biri mim'lemese buraya yazı yazacağım pek yok! Allah'tan birileri mim'liyorda üç beş bir şeyler click'liyoruz; işten eve gelince biraz dinlenme biraz nette gezinme derken bir şeyler yazmaya üşeniyorum, ancak hafta sonları yorgun olmayacağım da yazacağım! Kocaman bir kııııh bana! Daha erkekler konusunda zevksiz kuzenlerimden ve xcoach'tan bahsedeceğim. Bu sefer mim'leyen Aynadaki Aksim. Mim'in Konusu : Mim batıl inançlarla alakalı bir yazı yazmak.
En baştan başlayalım; ilkokula gittiğim dönemler... Aslında ne kadar batıl inanç, hurafemsi ne varsa tee o zamanlardan itibaren çevremizden zihnimize yerleştiriliyor. Pek tabii küçük, saf olduğumuzdan bunlara kolayca kanmamız kaçınılmaz; en azından ben böyle kandım şöyle ki:
Hayvan ölüsü görmek: Neyse ki bu geçmişte kaldı. İlkokulda ki çocuklar arasında yaygın olan bir şeydi; bilenler bilmeyenlere bu saplantıyı bulaştırırdı. Ya hayvan ölüsü ya da fare ölüsü gördüğünüz de (tam emin değilim) saçınızı tutup gökyüzünde uçan 3 tane kuş görmeniz gerekiyordu. Kuşları buldunuz buldunuz yoksa mıçtınız! El saçta hem aptal ve komik durumuna düşmemek için başkalarına çaktırmadan saçınızı tutmaya devam ederdiniz; hem de hayvanın gece rüyanıza girmemesi için kuş arama telaşına düşerdiniz. Petshop'lardaki kuşlar sayılmıyor! İllaki uçması lazım. Ha eğer hava yağmurlu ise moku yediniz, yağmurlu havalarda kuşların hepsi bir yerlere tünemiş oluyordu. O zamanlar her yer betonlaşmamış olduğu için evin yanındaki boş arsalarda oyun oynarkene denk gelebiliyordunuz ölü farelere. Şimdi na mümkün! Orta okula kadar bu böyle devam etti.
Cips kola kilit (hem de "özel"): Aslında bunun batıl inançla bir ilgisi yok, eski dosyaları karıştırınca aklıma geldi. Bunu artık kim icat etti ise herifin kafası ticarete çalışıyormuş! Şimdi kesin "İyi günler efeeem! Gözünüzün üstünde kaşınız olduğu için bizden 1000 kontör kazandınız, ama bunu alabilmek için bize 250 kontör göndermelisiniz" diye mesajlar atan bi yerin başındadır. İki kişi aynı anda, aynı kelimeyi söylerse; sihirli cümle olan "Cips kola kilit"i ilk söyleyen kişi diğerini kitliyordu; artık konuşmanız yasak. Konuşabilmeniz için birinin adınızı telaffuz etmesi gerekiyordu.Yook! ipne bir de "özel" sıfatını eklerse; artık siz o kişinin insafına kalmışsınızdır. Kitleyen kişi isminizi anarsa konuşabilirdiniz; ya da al bir "cips ve kola" istediğin kadar konuş. Zaten her şey bedavadan bir cips ve kola içindi. Ismarlayan saftirikler vardı, olayın saçmalığını anlayacak yaşa gelincede "s*ktir"i çekiyorlardı.
Cep'e tuz koymak: O zamanlar 12-13 yaşındayım, büyük abulam evleniyor; klasik evlenme ritüelleri... Kırmızı kurdeleyi abulamın beline ben bağlamıştım; şimdi bu davranış kadını küçültücü gelse de o yaşta çoğu şey çevreden empoze edilirdi, kaçacak yerim yok! Evden çıkmak üzere hazırlanırken valide hanımın eli cebime gitti; bi baktım bir tutam tuz? Hiçbir anlam verememiştim; sanırım o gün o kadar güzel idim ki beni kem gözlerden korumak istemişti. Bir de bunun dualar eşliğinde tuz çevirme versiyonu var; sadece kulaktan dolma bilgiler.
Götü kaşımak: Bunu şaka mahiyetinde yakın eş-dost arasında bazen derim, bazen yaparım. Çok şık olmuşsunuzdur işte nazar değmesin diye birisi "götünü kaşı kızz!" der, siz de kaşırsınız. Amaç nazardan korunmak; sanırım bu yöresel bir batıl inanç.
Başkasının elinden bıçak almamak: Hadi unuttun aldın diyelim, bi de bıçağa "pühh" diye tükürülür "-ayyy! iğğreaaançsın valide iğreaaanç!". Bir tanıdıktan bununla ilgili mantıklı bir açıklama işitmiştim; bıçak bilindiği üzere metal, ve metaller de elektriği geçirir. Elektriği geçirdiği gibi başkasının negatif enerjisi de size bıçak vasıtası ile geçebilir. Yani arkasında parapsikolojik bir şeyler olabilir...
Eşiğe basma: Bu konuda rahmetli babaannem ve eski evin tahta eşiği gözümün önüne geliyor. Niye basmamam gerektiğini bilmiyorum, o da bilmiyordu sanırım. Herhalde evin içine ayakkabıdaki kir, toz, çamur girsin istemiyordu.
Ellerini birbirine geçirip oturunca kısmetini bağlamak düşüncesi: Valide hanım bu konuda bana bazen fırça çeker "ayy! ne alakası var be kadın! inanma böyle şeylere" derdim.
Tahtaya vurmak: Bunu hala yaparım mesela, aklıma sevdiklerimle ilgili bazen karamsar şeyler gelir; "saat kaç oldu hala aramadı, gelmedi" deyip endişeye düşer bir yandan da kulağımı çeker "muccuuuks!" yapıp içimden de "Allah korusun! Şeytan kulağına kurşun..." x 3 kere derim. Agnostik takılan biri için çok mu muhafazakar takılıyorum acep? Farkındaysanız çoğu çocukluğumdan kalan; aile, akraba büyüklerinden, aktarılan şeyler. Zaten bizimkilerden bazıları da falcılara, yıldızlara bakan hocalara gider! Doğru tahmin ettiniz bende kahve falını merak edenlerdenim; maksat muhabbet olsun.
Karakedi görmek uğursuzluk sayılırmış! Hadi beh! Tamam çocukken karakedi gördüğümde saçımı falan çekmişimdir, ama belli bir olgunluğa erişince bu düşünceden uzaklaştım. Hollywood sinemasının da bu düşünceyi körüklemesi yok mu! ayhh! Zavallı hayvan! Bir yakınımızın karakedisi vardı; diğer tüm kedilerden bir tek o hoşuma gitmişti; hayvan o kadar cool ki, gereksiz şımarıklıklar, aptallıklar yapmıyordu; görüntüsü güzelliği ile simsiyah bir jaguar'dan farksızdı. Anı ölümsüzleştirdiğimiz bir pozumuzda var birlikte çekildiğimiz. Karakedilere diğer kedi türlerine göre sanırım biraz pozitif ayrımcılık yapıyorum; toplum tarafından "uğursuz" diye yaftalanıp, ötekileştirildiğinden olsa gerek. Zaten "karakedi" rumuzunu kullanmamda ki nedenin altında da bu yatar; eşcinsellerin de toplum tarafından ötekileştirilmesi. Oysa her ikisinin de sevgiye o kadar çok ihtiyacı var ki. Sanırım bu yüzden sahil kenarında evin bahçesinde ki karakedinin hatırını bizimkilere soruyorum; bu hayatta yoldaşlık yapıyoruz birbirimize, valide hanımın tüm muhalefetine rağmen. Resimdeki kim mi? Tarla kedisi "müjü"...
16 Ocak 2011 Pazar
Mim'cikleyen parmaklarınız dert görmesin!...
Lütfen bana böyle uzun, çok genel-geçer mimlerle gelmeyin; her bir başlık ayrı bir post konusu. Yine de ilk kez biri tarafından mim'ciklendiğim için, xcoach'a buradan böyle gırtlaktan derinlerden bir yerden "mııırrrrrrr....mııırrrrrrr...mııırrrrrrr..." ;) blog aleminde artık "milli oldum" sanırım... Şu anda kendimi sırt üstü düşmüş yengeç gibi hissediyorum; yumuşak karnım açıkta!
Dindarsınız ya da değilsiniz, inancınız var ya yok , dinlerini yaşadığını söyleyen insanlarda en çok sizi iten şeyler ne ve neden?
Herkes inandığı ölçüde inancını yerine getirsin, getirmesine de bunu yaparken gözüme sokmaları rahatsız eder beni. Son zamanlarda şunu düşünmeye başladım, sürekli "Allah" ın adını ağızlarından düşürmeyen insanların; gerçekten Allah'a ihtiyacı var, o insanlar hakkında kafamda soru işaretleri oluşur. İnanç kul ile Tanrı'sı ile arasında olan birşey; kimseye ispat etmek gerekmez. Bazı "dini bütün" diye tabir edilen insanlara bakıyorsunuz; insanlıktan nasibini almamış... Lafım din üzerinden "rant" sağlayanlara, anladınız siz onu... Hem inanç sadece 5 vakit namaz kılmak, oruç tutmak değildir! Bunlar çok basit; asıl zor olan farklı kültürdeki insanlara saygı duyabilmek, insan ilişkilerinde dürüst olabilmek, insanlar hakkında ileri geri konuşmamak...vicdan sahibi olabilmek...Yerse buyursunlar.
Sizi siz yapan özelliklerinizden en belirgin olanı ne?
Sabırlıyımdır; çevremde böyle tanınırım, yani kolay kolay kızmam. Bir de olaylardan hep olumlu bi yan çıkarmaya bakarım... Bazen hırçın yazılarıma, laflarıma denk geliyor olabilirsiniz; aslında sakin bir karakterim vardır; işte ne oluyorsa oluyor gaza gelip döktürüveriyorum, o ben değilim. Günah çıkarttım... :P
Etrafınızdaki kişilere saygılı mısınız? Neyiniz insanlardan farklı ve ne konuda daha çok saygı bekliyorsunuz?
Şöyle diyeyim; dünya tatlısı yiğenlerim var, kuzenlerimin çocukları, bilirsiniz herşeyin yavrusu tatlı olur. Bazen onları görünce dayanamaz yanacıklarından, gıdışlarından öperdim; kim dayanabilir ki? Öpünce genelde suratlarını ekşitirlerdi; sebebi sakallarımın batıyor oluşu; 2-3 yaşındalar o zaman. Sonra onları rahatsız etme hakkım olmadığını anladım; artık öpmek için izin ister oldum; keyifleri yerinde iseler öptürürlerdi, olmaz dediklerinde yapacak birşey yok, içim giderdi ama, bazen traş olup gelip "şimdi öpebilirmiyim?" derdim; o zaman öptürürlerdi. Yani bir insan bir şeye hayır diyorsa onun bu kararına saygı göstermek gerek; kendi bencilliğim için kimseyi rahatsız etme hakkım yok; hele ki artık son kaşığı çocuğun ağzına zorla dayayan yakınlarıma söyleyecek birşey bulamıyorum, çocuk doymuş işte zorlamanın anlamı ne, boşuna bağırış çığırış...
"İnsanın" sizdeki tanımı ne? Karşınızdaki kişi de olmazsa olmaz dediğiniz özellikler neler ve neden sizin için önemli bunlar?
Kimliğime bakıyorum; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, dini İslam yazıyor... 20'li yaşlarımdan sonra kendimi ve başkalarını bunların üstünde sadece "insan" olarak görmeye başladım; tüm dünya'da böyle görse savaşlar olmayacak ya... sakalım da yok ki...
Açık olsun, dobra olsun; dürüst ve hoşgörülü olsun...
Hayata bakışınızı paylaşır mısınız? Sürekli bir şeyler için hayatı suçluyor musunuz yoksa hayatta olması gerekenler bunlar ve olması gerekenler yaşanıyor mu diyorsunuz?
Üniversite okuduğum yıllarda kişisel gelişim kitaplarını yalayıp yutan birisi olarak- n'apim? insan yalnızken yol gösterici olarak kitaplara sarılıyor, onlarla karakterini hayata karşı daha dirençli hale getiriyor- olayların olumlu yönlerini görmeye çalışırım; "üff" n'apıcam ben şimdi?" deyip, insanlara karamsarlığımı aşılamam, düşünce birinin sizi gelip kaldırmasını beklerseniz daha çok beklersiniz; hadi hiç bir çıkış yolu bulamadım diyelim "vardır yukarıdakinin bir bildiği" deyip öyle devam ederim; Hayat bu! herkesi mikiyor!..
Savaşların asıl nedeni ne sizce? İnsanoğlu kendinde neyi yok etti ki zulüm denen illet yakasını bırakmıyor dünyanın?
Açgözlülük...
Sizi en çok huzursuz eden eksikliğiniz ne ? Şunu da düzeltseydim daha huzurlu olurdum dediğiniz, gerçeğiniz, boşvermişliğiniz, gamsızlığınız?
Bazen kendimi pek girişken bulmam, mütevaziliğim tavan yapabilir. Ha geçmişten gelen bir takım pişmanlıklarım var; özür dilemem gereken insanlar, zaman zaman aklıma gelir keşke öyle davranmasaydım diye vicdanım arada bir yoklar beni; gamsız olsam hayat daha bi kolay olurdu haa?
Kalbinizin sesi mi mantığınızın sesi mi? Neden ?
Olaylara göre değişmekle beraber, ikiside; kimi zaman biri diğerinin önüne geçebilir... Üff çok genel sorular olmuş böyle mim mi olur? Sırf bu soruya sayfa sayfa yazılabilir!
Biri size bir kötülük yaptı ve biliyorsunuz ki yapılan şey bilinçliydi, tepkiniz nasıl olurdu? Susar mısınız yoksa aynı anda yüzüne vurur musunuz yapılanları? Kişilere davranışlarınızı neye göre belirliyorsunuz ?
"Arkadaş" dediğim bir insan ise üzülürüm, geçmişte başıma geldi; öyle olunca da bir savunma mekanizması geliştiriyorsunuz, insanlara şüpheyle yaklaşmaya, etrafınıza duvarlar örmeye başlıyorsunuz. Artık araya mesafeler girmiştir bile... Zamanın da yapamadım ama yüzüne vurmak gerekir yapılanları, öylesi karaktersizlerin!
Sizce, sabretmek nedir ve üzerinizde otorite kurmaya çalışan, sizin hakkınızı yiyen insanlara sabretmeli miyiz yoksa karşılık vermeli miyiz? Tepkimiz nasıl olmalı?
Alternatif yollar aramalıyız! Pirince giderken evdeki bulgurdan da olmak var! Olayların getirisini götürüsünü düşünüp tartıp öyle hareket edilmeli; burada mantık biraz daha ağır basıyor...
Bir konuşmada geçti,ben böyle bir cümle kurdum:"Karşımdaki insan benim için değerli değilse söylediği cümlelerde değerli değildir, isterse hakkımda zanlarla kötü konuşsun hiç farketmez." Bunu söylememin nedeni de şu; biliyorum ki bu dünyada en zor şeylerden biri sizi anlamaya kapalı insanlara kendinizi ifade etmeye çalışmak ve birilerini memnun etmeye çalışmak..Peki siz nasıl düşünüyorsunuz bu konuda?
Elin ağzı torba değil ki büzesin. Birilerini memnun etmek ile ilgili geçmişten aklıma gelen şöyle bir laf "İstediği gibi yaşamak değildir bencillik, başkalarına kendisinin istediği biçimde yaşamalarını önermektir... Kırmızı gül olmak isteği için bencil olmaz kırmızı gül; bahçedeki öteki tüm çiçeklerin de hem kırmızı, hem de gül olmasını istedi ise, işte bu korkunç bir bencillik olurdu." Oscar Wilde
Hangi söz sizi rahatsız eder ve neden?
Çok genel olmuş! Ama çocukken çevremden bana kızdıklarında "kızz gibisin..." lafını işitmişimdir. Ben de içimden "niye yaa?" deyip üzülürdüm; çocukken insan pek bir kıpır kıpır oluyor anacım, ama bunu genelde beni sevenler, hoşça vakit geçirenlerden değil de; karakteri fesat olanlardan işitirdim... Ama şimdi yarabbime bin şükür taş gibi hatunum ayol! ;D
Başkasında kınayıp da sonra sizinde yaptığınız bir şey var mı?
Aklıma gelmiyor, ama bende kınadığı şeyi daha sonra kendisi yapan bir abulam var; eh bu hareketlerini yakaladığımda yüzüne vuruyorum, "ben yapınca kötü oluyorum! sen yapınca iyi oluyorsun değil mi?" diye söyleyince "kes sesini! ben senin büyüğünüm!" diye de su yüzüne çıkabilme kapasitesi vardır; benden akıl almadan da birşey yapmaz; ayhh! öyle ki bir insan hergün mü "yarın ne giyeyim?" diye kardeşine danışır! Yeter yani bu da bi can! Çok eziyor beni çooook! :)
Dindarsınız ya da değilsiniz, inancınız var ya yok , dinlerini yaşadığını söyleyen insanlarda en çok sizi iten şeyler ne ve neden?
Herkes inandığı ölçüde inancını yerine getirsin, getirmesine de bunu yaparken gözüme sokmaları rahatsız eder beni. Son zamanlarda şunu düşünmeye başladım, sürekli "Allah" ın adını ağızlarından düşürmeyen insanların; gerçekten Allah'a ihtiyacı var, o insanlar hakkında kafamda soru işaretleri oluşur. İnanç kul ile Tanrı'sı ile arasında olan birşey; kimseye ispat etmek gerekmez. Bazı "dini bütün" diye tabir edilen insanlara bakıyorsunuz; insanlıktan nasibini almamış... Lafım din üzerinden "rant" sağlayanlara, anladınız siz onu... Hem inanç sadece 5 vakit namaz kılmak, oruç tutmak değildir! Bunlar çok basit; asıl zor olan farklı kültürdeki insanlara saygı duyabilmek, insan ilişkilerinde dürüst olabilmek, insanlar hakkında ileri geri konuşmamak...vicdan sahibi olabilmek...Yerse buyursunlar.
Sizi siz yapan özelliklerinizden en belirgin olanı ne?
Sabırlıyımdır; çevremde böyle tanınırım, yani kolay kolay kızmam. Bir de olaylardan hep olumlu bi yan çıkarmaya bakarım... Bazen hırçın yazılarıma, laflarıma denk geliyor olabilirsiniz; aslında sakin bir karakterim vardır; işte ne oluyorsa oluyor gaza gelip döktürüveriyorum, o ben değilim. Günah çıkarttım... :P
Etrafınızdaki kişilere saygılı mısınız? Neyiniz insanlardan farklı ve ne konuda daha çok saygı bekliyorsunuz?
Şöyle diyeyim; dünya tatlısı yiğenlerim var, kuzenlerimin çocukları, bilirsiniz herşeyin yavrusu tatlı olur. Bazen onları görünce dayanamaz yanacıklarından, gıdışlarından öperdim; kim dayanabilir ki? Öpünce genelde suratlarını ekşitirlerdi; sebebi sakallarımın batıyor oluşu; 2-3 yaşındalar o zaman. Sonra onları rahatsız etme hakkım olmadığını anladım; artık öpmek için izin ister oldum; keyifleri yerinde iseler öptürürlerdi, olmaz dediklerinde yapacak birşey yok, içim giderdi ama, bazen traş olup gelip "şimdi öpebilirmiyim?" derdim; o zaman öptürürlerdi. Yani bir insan bir şeye hayır diyorsa onun bu kararına saygı göstermek gerek; kendi bencilliğim için kimseyi rahatsız etme hakkım yok; hele ki artık son kaşığı çocuğun ağzına zorla dayayan yakınlarıma söyleyecek birşey bulamıyorum, çocuk doymuş işte zorlamanın anlamı ne, boşuna bağırış çığırış...
"İnsanın" sizdeki tanımı ne? Karşınızdaki kişi de olmazsa olmaz dediğiniz özellikler neler ve neden sizin için önemli bunlar?
Kimliğime bakıyorum; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, dini İslam yazıyor... 20'li yaşlarımdan sonra kendimi ve başkalarını bunların üstünde sadece "insan" olarak görmeye başladım; tüm dünya'da böyle görse savaşlar olmayacak ya... sakalım da yok ki...
Açık olsun, dobra olsun; dürüst ve hoşgörülü olsun...
Hayata bakışınızı paylaşır mısınız? Sürekli bir şeyler için hayatı suçluyor musunuz yoksa hayatta olması gerekenler bunlar ve olması gerekenler yaşanıyor mu diyorsunuz?
Üniversite okuduğum yıllarda kişisel gelişim kitaplarını yalayıp yutan birisi olarak- n'apim? insan yalnızken yol gösterici olarak kitaplara sarılıyor, onlarla karakterini hayata karşı daha dirençli hale getiriyor- olayların olumlu yönlerini görmeye çalışırım; "üff" n'apıcam ben şimdi?" deyip, insanlara karamsarlığımı aşılamam, düşünce birinin sizi gelip kaldırmasını beklerseniz daha çok beklersiniz; hadi hiç bir çıkış yolu bulamadım diyelim "vardır yukarıdakinin bir bildiği" deyip öyle devam ederim; Hayat bu! herkesi mikiyor!..
Savaşların asıl nedeni ne sizce? İnsanoğlu kendinde neyi yok etti ki zulüm denen illet yakasını bırakmıyor dünyanın?
Açgözlülük...
Sizi en çok huzursuz eden eksikliğiniz ne ? Şunu da düzeltseydim daha huzurlu olurdum dediğiniz, gerçeğiniz, boşvermişliğiniz, gamsızlığınız?
Bazen kendimi pek girişken bulmam, mütevaziliğim tavan yapabilir. Ha geçmişten gelen bir takım pişmanlıklarım var; özür dilemem gereken insanlar, zaman zaman aklıma gelir keşke öyle davranmasaydım diye vicdanım arada bir yoklar beni; gamsız olsam hayat daha bi kolay olurdu haa?
Kalbinizin sesi mi mantığınızın sesi mi? Neden ?
Olaylara göre değişmekle beraber, ikiside; kimi zaman biri diğerinin önüne geçebilir... Üff çok genel sorular olmuş böyle mim mi olur? Sırf bu soruya sayfa sayfa yazılabilir!
Biri size bir kötülük yaptı ve biliyorsunuz ki yapılan şey bilinçliydi, tepkiniz nasıl olurdu? Susar mısınız yoksa aynı anda yüzüne vurur musunuz yapılanları? Kişilere davranışlarınızı neye göre belirliyorsunuz ?
"Arkadaş" dediğim bir insan ise üzülürüm, geçmişte başıma geldi; öyle olunca da bir savunma mekanizması geliştiriyorsunuz, insanlara şüpheyle yaklaşmaya, etrafınıza duvarlar örmeye başlıyorsunuz. Artık araya mesafeler girmiştir bile... Zamanın da yapamadım ama yüzüne vurmak gerekir yapılanları, öylesi karaktersizlerin!
Sizce, sabretmek nedir ve üzerinizde otorite kurmaya çalışan, sizin hakkınızı yiyen insanlara sabretmeli miyiz yoksa karşılık vermeli miyiz? Tepkimiz nasıl olmalı?
Alternatif yollar aramalıyız! Pirince giderken evdeki bulgurdan da olmak var! Olayların getirisini götürüsünü düşünüp tartıp öyle hareket edilmeli; burada mantık biraz daha ağır basıyor...
Bir konuşmada geçti,ben böyle bir cümle kurdum:"Karşımdaki insan benim için değerli değilse söylediği cümlelerde değerli değildir, isterse hakkımda zanlarla kötü konuşsun hiç farketmez." Bunu söylememin nedeni de şu; biliyorum ki bu dünyada en zor şeylerden biri sizi anlamaya kapalı insanlara kendinizi ifade etmeye çalışmak ve birilerini memnun etmeye çalışmak..Peki siz nasıl düşünüyorsunuz bu konuda?
Elin ağzı torba değil ki büzesin. Birilerini memnun etmek ile ilgili geçmişten aklıma gelen şöyle bir laf "İstediği gibi yaşamak değildir bencillik, başkalarına kendisinin istediği biçimde yaşamalarını önermektir... Kırmızı gül olmak isteği için bencil olmaz kırmızı gül; bahçedeki öteki tüm çiçeklerin de hem kırmızı, hem de gül olmasını istedi ise, işte bu korkunç bir bencillik olurdu." Oscar Wilde
Hangi söz sizi rahatsız eder ve neden?
Çok genel olmuş! Ama çocukken çevremden bana kızdıklarında "kızz gibisin..." lafını işitmişimdir. Ben de içimden "niye yaa?" deyip üzülürdüm; çocukken insan pek bir kıpır kıpır oluyor anacım, ama bunu genelde beni sevenler, hoşça vakit geçirenlerden değil de; karakteri fesat olanlardan işitirdim... Ama şimdi yarabbime bin şükür taş gibi hatunum ayol! ;D
Başkasında kınayıp da sonra sizinde yaptığınız bir şey var mı?
Aklıma gelmiyor, ama bende kınadığı şeyi daha sonra kendisi yapan bir abulam var; eh bu hareketlerini yakaladığımda yüzüne vuruyorum, "ben yapınca kötü oluyorum! sen yapınca iyi oluyorsun değil mi?" diye söyleyince "kes sesini! ben senin büyüğünüm!" diye de su yüzüne çıkabilme kapasitesi vardır; benden akıl almadan da birşey yapmaz; ayhh! öyle ki bir insan hergün mü "yarın ne giyeyim?" diye kardeşine danışır! Yeter yani bu da bi can! Çok eziyor beni çooook! :)
9 Ocak 2011 Pazar
Kumrular gibi...
Kumru, güvercingiller (Columbidae) familyasından park, bahçe ve ufak koruluklarda çiftler halinde yaşayan güvercine benzer bazı kuş türlerinin ortak adı.
Kumru teriminin teknik bir önemi yoktur. Güvercin adı genellikle daha iri, tombul, kuyrukları küt ya da yuvarlak cinslere, kumru adı ise daha küçük ve zarif, sivri kuyruklu türlere verilir. Genellikle kahverengi tüylüdür. Şeklen güvercine benzemekle beraber, ondan daha küçük ve zarif yapılıdırlar.
Eşlerine bağlı kuşlardır. Eşlerden biri ölecek olursa, kalan eş ömür boyu başkasıyla eşleşmez. Dal parçalarından basit bir yuva yaparlar. Senede iki yumurta yumurtlarlar. Yavrular, yumurtadan çıktıktan 18 gün sonra uçarlar.
Ayrıca çıkardıkları seslerden dolayı halk arasında gugukçuk ve bazı yörelerde yusufçuk olarak da isimlendirilirler. *kaynak
Oldum olası kanatlı hayvanlara karşı hep bir ilgim olmuştur. Çocukken valide hanım ile pazara gittiğimizde kutu içerisinde onlarca civciv gördüğümde validenin gözünün içine bakar "anneee! alalım mı?" derdim. Sonunda bu yalvarma ve yakarmalarım bir sonuç verdi ve bir çift civciv edindim. Gerçekten de her şeyin yavrusu tatlı oluyor. Bir çift oyun arkadaşım daha olmuştu, daha ne isteyeyim. Tamam, onlarla oynarken çok eğlendiğimi, onların bu eğlenceye gönülsüz katıldığını itiraf etmeliyim. Kötü bir şey yaptığım yok, sadece bir iki ufak uçuş denemeleri o kadar. Uçamıyorlarmış sonunda onu öğrendim. Havaların soğuması ile birlikte, civcivleriminde boy atması ile evde bakılamayacak hale gelecekleri belli olduğundan, civcivler bizimkilerce benim evde olmadığım bir gün bağı bahçesi olan bir yakınımıza gönderilmişler. Pek tabii buna sessiz kalmam mümkün olamazdı! İki gözüm iki çeşme kıyameti koparıyorum, civcivimde civcivim!..
Gel zaman git zaman, civcive olan merakım kuşlara yöneldi. Artık evden gizlice aşırdığım avuç avuç nohut, buğday ve türevlerini kuşları yakalamak için kurduğum tuzakta kullanıyordum. Evin terası bu iş için gayet uygundu... Onlarca güvercin yakalamışımdır, yakaladıklarımı bir iki sevip besleyip tekrardan salıveriyordum. Bu arada olan bizim kışlık erzağa oluyordu, bolca azar işitmişimdir babaannemden... Bizimkiler baktılar benle baş edemeyecekler, bir gün kuş hevesi uğruna evin terasından, duvarları alçaktı, düşmeyeyim diye bir çift muhabbet kuşu aldılar... Bu zamanlardan aklımda kalan kötü anı; sokakta nasıl yakaladıklarını bilmediğim bir güvercinin, bir grup çocuk tarafından öldürülüşüne tanık olmamdır. "yaa bu gerçek miydi acaba?" diye sonradan şüpheye düştüğüm olmuştur, o derece şoka uğratmıştır bu olay beni...
Dün tv'de kuşlarla ilgili bir haber vardı, izlerken muhabbet kuşlarım aklıma geldi. Birisiyle çok ateşli bir ilişkimiz vardı, ben kuşu başta hırçın tavırlarından ötürü erkek sanırken, yumurtlaması ile gerçeği öğrenmiş oldum; ismi bile çarli olarak kaldı. Bazen bizimkiler beni sinir ettiklerinde, kuşu salar omuzlarına konmasına beklerdim; tabii kuşun her türlü bakımı ile ilgilenen ben olduğumdan huyunu suyunu öğrenmiştim. Omuza konduğunda sinsi sinsi yavaşça kulağa doğru yaklaşmasından kafasından geçeni tahmin edebiliyordum. Kulak memesini ısırıp kaçardı, bizimkilerde küfrü basardı "eşşooğlueşek!..." , ben de kahkahalarla "kaç çarli kaç!.."; sinirim hemen yatışırdı. Eşi öldükten sonra, ben bunu her konuşturmaya çalıştığımda "cici kuşum cici kuşum! öpücük öpücük!..." diye hayvan tuhaf bir hallere giriyordu. Göz bebekleri küçülüyor, beyazlaşıyor; hayvan kaskatı kesiliyordu, resmen domalıyordu işte... Ben başlarda bunun ne yaptığını anlamadım, aslında bu halleri eşiyle çiftleşirken ki hallerinden tanıdık geliyordu, ayy yumurtlayacağını nerden bileyim! Hayvan bana "sahip" gözüyle bakmıyormuş meğer, duygularım incindi! Artık ismini bile söyleyemez olmuştum, hemen tahrik olmaya başlıyordu; salak! bir de yumurtladıktan sonra 1 saatte anca kendine geliyordu. Meğersem benim süper bi yeteneğim varmış; hoşlandığım erkeğe "murat! cici murat cici murat, öpücük öpücük öpücük!" dedikçe hemen tahrik oluyorlarmış falan hahaha... Aklıma "Wanda adında bir balık" filmi geldi; oradaki kadın karakterlerden biride fransızcadan tahrik oluyordu, rastlantıya bak ki fransızca benimde kulağıma hoş geliyor... Komşunun oğlunun kafesin kapısını açması ile de ilişkimizde bitti... Ama kuşların suda yıkanması kadarda sevimli bir görüntü yok, tüylerini açıp iyice kabartıyorlar falan, çok sevimli oluyorlar yaa.
Gelelim kumrulara; yukarıdaki bold yaptığım bilgiyi öğrenince de kumruların değeri gözümde daha bir arttı. Çok sakin kendi hallerinde bir hayvanlar, insanoğlu bazı şeyleri hayvanlardan öğrenmeli kesinlikle.
Üniversiteye giderken de ilk kedi mırlamasına şahit oldum. Kedilerle ilgili bilgide şurda
Kumru teriminin teknik bir önemi yoktur. Güvercin adı genellikle daha iri, tombul, kuyrukları küt ya da yuvarlak cinslere, kumru adı ise daha küçük ve zarif, sivri kuyruklu türlere verilir. Genellikle kahverengi tüylüdür. Şeklen güvercine benzemekle beraber, ondan daha küçük ve zarif yapılıdırlar.
Eşlerine bağlı kuşlardır. Eşlerden biri ölecek olursa, kalan eş ömür boyu başkasıyla eşleşmez. Dal parçalarından basit bir yuva yaparlar. Senede iki yumurta yumurtlarlar. Yavrular, yumurtadan çıktıktan 18 gün sonra uçarlar.
Ayrıca çıkardıkları seslerden dolayı halk arasında gugukçuk ve bazı yörelerde yusufçuk olarak da isimlendirilirler. *kaynak
Oldum olası kanatlı hayvanlara karşı hep bir ilgim olmuştur. Çocukken valide hanım ile pazara gittiğimizde kutu içerisinde onlarca civciv gördüğümde validenin gözünün içine bakar "anneee! alalım mı?" derdim. Sonunda bu yalvarma ve yakarmalarım bir sonuç verdi ve bir çift civciv edindim. Gerçekten de her şeyin yavrusu tatlı oluyor. Bir çift oyun arkadaşım daha olmuştu, daha ne isteyeyim. Tamam, onlarla oynarken çok eğlendiğimi, onların bu eğlenceye gönülsüz katıldığını itiraf etmeliyim. Kötü bir şey yaptığım yok, sadece bir iki ufak uçuş denemeleri o kadar. Uçamıyorlarmış sonunda onu öğrendim. Havaların soğuması ile birlikte, civcivleriminde boy atması ile evde bakılamayacak hale gelecekleri belli olduğundan, civcivler bizimkilerce benim evde olmadığım bir gün bağı bahçesi olan bir yakınımıza gönderilmişler. Pek tabii buna sessiz kalmam mümkün olamazdı! İki gözüm iki çeşme kıyameti koparıyorum, civcivimde civcivim!..
Gel zaman git zaman, civcive olan merakım kuşlara yöneldi. Artık evden gizlice aşırdığım avuç avuç nohut, buğday ve türevlerini kuşları yakalamak için kurduğum tuzakta kullanıyordum. Evin terası bu iş için gayet uygundu... Onlarca güvercin yakalamışımdır, yakaladıklarımı bir iki sevip besleyip tekrardan salıveriyordum. Bu arada olan bizim kışlık erzağa oluyordu, bolca azar işitmişimdir babaannemden... Bizimkiler baktılar benle baş edemeyecekler, bir gün kuş hevesi uğruna evin terasından, duvarları alçaktı, düşmeyeyim diye bir çift muhabbet kuşu aldılar... Bu zamanlardan aklımda kalan kötü anı; sokakta nasıl yakaladıklarını bilmediğim bir güvercinin, bir grup çocuk tarafından öldürülüşüne tanık olmamdır. "yaa bu gerçek miydi acaba?" diye sonradan şüpheye düştüğüm olmuştur, o derece şoka uğratmıştır bu olay beni...
Dün tv'de kuşlarla ilgili bir haber vardı, izlerken muhabbet kuşlarım aklıma geldi. Birisiyle çok ateşli bir ilişkimiz vardı, ben kuşu başta hırçın tavırlarından ötürü erkek sanırken, yumurtlaması ile gerçeği öğrenmiş oldum; ismi bile çarli olarak kaldı. Bazen bizimkiler beni sinir ettiklerinde, kuşu salar omuzlarına konmasına beklerdim; tabii kuşun her türlü bakımı ile ilgilenen ben olduğumdan huyunu suyunu öğrenmiştim. Omuza konduğunda sinsi sinsi yavaşça kulağa doğru yaklaşmasından kafasından geçeni tahmin edebiliyordum. Kulak memesini ısırıp kaçardı, bizimkilerde küfrü basardı "eşşooğlueşek!..." , ben de kahkahalarla "kaç çarli kaç!.."; sinirim hemen yatışırdı. Eşi öldükten sonra, ben bunu her konuşturmaya çalıştığımda "cici kuşum cici kuşum! öpücük öpücük!..." diye hayvan tuhaf bir hallere giriyordu. Göz bebekleri küçülüyor, beyazlaşıyor; hayvan kaskatı kesiliyordu, resmen domalıyordu işte... Ben başlarda bunun ne yaptığını anlamadım, aslında bu halleri eşiyle çiftleşirken ki hallerinden tanıdık geliyordu, ayy yumurtlayacağını nerden bileyim! Hayvan bana "sahip" gözüyle bakmıyormuş meğer, duygularım incindi! Artık ismini bile söyleyemez olmuştum, hemen tahrik olmaya başlıyordu; salak! bir de yumurtladıktan sonra 1 saatte anca kendine geliyordu. Meğersem benim süper bi yeteneğim varmış; hoşlandığım erkeğe "murat! cici murat cici murat, öpücük öpücük öpücük!" dedikçe hemen tahrik oluyorlarmış falan hahaha... Aklıma "Wanda adında bir balık" filmi geldi; oradaki kadın karakterlerden biride fransızcadan tahrik oluyordu, rastlantıya bak ki fransızca benimde kulağıma hoş geliyor... Komşunun oğlunun kafesin kapısını açması ile de ilişkimizde bitti... Ama kuşların suda yıkanması kadarda sevimli bir görüntü yok, tüylerini açıp iyice kabartıyorlar falan, çok sevimli oluyorlar yaa.
Gelelim kumrulara; yukarıdaki bold yaptığım bilgiyi öğrenince de kumruların değeri gözümde daha bir arttı. Çok sakin kendi hallerinde bir hayvanlar, insanoğlu bazı şeyleri hayvanlardan öğrenmeli kesinlikle.
Üniversiteye giderken de ilk kedi mırlamasına şahit oldum. Kedilerle ilgili bilgide şurda
3 Ocak 2011 Pazartesi
Tey tey tey 2011...
Az kalsın 2011'e çalışarak girecektim, cuma günü iş yetiştirmeye çalışayım derken akşamın yedisini bulduk. Herkes erkenden çıkıyor, sen kalıyorsun ofiste bir başına; ister istemez insanın canı biraz sıkılıyor. Akşamları ofiste yalnız kalmalarım, kafamda ofis fan-ta-zi-leri üretmeme sebep oluyor. Hatta son zamanlarda ofisteki er kişilerle homo-erotik şakalaşmalar içerisine girince ertesi gün; kendimi şakalaştığım oğlanla yılbaşı ağacı konseptli ofis ortamında çekilmiş bir rüyada buldum; insan bu kadar mı bi fırsatı kaçırmaz! Pipiler havada uçuşuyordu, devamı cıss!
Neyse, bu senede yılbaşını evde kutladık; bundan önceki senede... ama daha önceki sene askerde kutladık-dım(!). Valide hanım, peder bey, abula, emmi ve hanımı; yalnız kalmasınlar istedik, beraberdik. Böyle günlerde insan sevdikleriyle olmalı değilmi? Sanırım ilk şarabı hızlı içmişim, ilk kadeh sonrası başım dönmeye, bedenim uyuşmaya başladı! saat daha 10 pöh! yani. Yeni seneye girerken gönderilmek üzere sms yazıldı topluca gönderilmek üzere beklendi; o saatte harfleri seçecek kadar ayık olmam diye düşündüm. Evdeki partiye(!) katılanların yaş ortalaması 45-50 arası. Evde gürültü patırtı yapılmadığını düşünen varsa yanılıyor söyliim! En genç ben olmama rağmen en az patırtıyı ben yaptım! alt kattaki komşularında olmamasını fırsat bilerek evdekiler iyice tepindi. Akbil paramı çıkarırım düşüncesiyle tombalaya katılındı, sonucunda avuç yalanıldı... saatler 24:00 olunca maytaplarla, konfetilerle 2011'e girildi!.. Yahu yılbaşı günü 2 şişe şarap kime yeter! Neyse ki diğer komşularda evdeydiler de "iyi seneler" deme bahanesi ile 2 kadeh şarapta orada götürüldü! gecenin sonunda dünyam iyice dönüyordu, zaten çok alkol alan birisi değilimdir, ayda yılda bir... ama peder bey'in eline o konuda su dökülemezdi son birkaç seneye kadar! neyse ki babasının oğluşu değilim!
Bu arada 2011'e blog dünyası büyük bir şokla(!) girdi, "gaysberg" ne olduğunu anlayamadığım bir biçimde veda mesajı yayınlamış? Hala bir açıklama yapılmış değil! Umarım her ne ise, herşey yoluna girer...
2011'de yengeç ve balık burcu için iyi şeyler yazıyorlar; biri burç biri yükselen olunca pek tabii 2011 nasıl geçecek dört gözle bekleniyor tarafımdan...
Hadi iyi seneler!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















