karakedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karakedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2012 Çarşamba

Kasım kedisi ve Güliver - Part 2

Güliver ile girdik yorganın altına, zaten döt kadar yerde kıpır kıpırız yorgan mı kalır üzerimizde? Tamam başta bi çekingenliğim vardı ama bu sadece onun hoşuna gitmeyecek birşeyleri yapmama isteğinden kaynaklanmaktaydı... Zaten arada sırada soruyorum; sevişme sırasında konuşmak nedense hoşuma gidiyor, aralarda gülüşmek felan... "ben altta olsam ezilirim sanırım dii mi ehiehiehi..." gibi komiklikler yapmalar... Güliver'in boy ve kilo olarak benden 15 fazlası olunca; napiim ister istemez ilerisini düşünüyorum "lan ben bununla sevgili olsam hep ayak parmaklarımın ucunda kalkıptamı öpüşeceğim?"

İltifatları peşi sıra dizdikçe ben karakedilikten panterliğe doğru yol alıyorum. Bi ara bana kedi benzetmesi yapmıştı; hangi arada olduğunu söylemiim :) derken nirvanaya ulaşan ilk o oldu... sonrasında sarıldık (sarılmakta yetebilmeli bazen demiştim ona yazışmalarımızda) ve kanepede uyuyakalmışızdır bi yarım saat sanırım. Hadi bari yatakta uyuyalım dedik, uykumuz da gelmişken... Yatağa geçtik, insanın iki dk cin gibi olur mu? 9 canlı dememişler boşuna ^^ Ondan da bi itiraf geldi zaten "meğersem yatakta sevişmek gerekiyormuş seninle..." Kanepe pek rahat değildi bacağımın biri yerdeydi yani :/

Neyse yatakta iken zurnanın zırt dediği yere geliim; o esnada bütün kan tek bi yöne hücum edince, tabii şimdi beyine yeterince kan gitmeyince sağlıklı düşünemiyorsun doğal olarak "istersen prezervatifsiz de yapabiliriz?" demeyeyim mi oğlana? o.O Neyseki kabul etmedi; alla'm bi anlık azgınlık neler yaptırıyor insana!!! Sadece niyetim onu memnun etmekti... (niye hep karşımdakini düşünen ben oluyorum, bi de karşımdaki beni düşünse yaa). Derken patilerimle güliveri dağa fazla yormak istemedim uyuduk gece ikiydi sanırım.

Sabah sen, karga daha bokunu yemeden oğlanın üzerine patilerini atıver... sabahın sekizini görünce "ohaa" demez mi bu! Amaa sabah sevişmelerini daha çok sefiyoruuum ben ^^ (saçmalama alt tarafı hepi topu iki kez yatağa girdin!)... derken patilerimi oğlanın "g" noktasında gezdirmem ile nirvanayı ikinci kez görmesin mi? "Dur, yapma biraz bekle" dememe rağmen :/ Artık ön sevişmeyi uzun tutmaktanmıdır nedir bilemedim bu sevişme de de nirvanayı göremedim :( sonrasında tabiki kasıklarda bi ağrı...

Neyse; çok detaylı oldu ise pardon da beni asıl üzen şeye geleyim...

O gün güleryüzle sarılarak uğurlayan "bi dahakine ne zaman geleceksin?" diyen, sevişirken nefesine kokuna bayılan, "numaranı vermezsen seni öldürürüm, bunu saymıyorum" diyen oğlanı olayda bi iki hafta sonra metrobüs durağında beklerken gördüm... Öncesinde bununla ara sıra yine yazışıyorduk; o da benim iteklemem ile ilk baştaki isteği pek göremesemde. Tekrar buluşmak isteseydi giderdim de...

Metrobüs durağında karşılaşmamızın detayını anlatmiim ama; benim aklımda ona "merhaba" demek varken onun kendisini tanımamam için kafasını çevirmesi... Ağır çekimde yanından geçtiğimi hatırlıyorum. Sanırım kendisini farketmedim sanıyor... Ben de ses etmedim... Belki de yanlış anladım ama hislerime de güvenirim... O günden sonra ben de ona nezaketen arada bir hal hatır sormayı bıraktım... :/ Duygusal problemleri olabilir ama niçin bu hal ve tavırlar? İnsanı kırmaktan başka birşey değil...

Next?...

3 Aralık 2012 Pazartesi

Kasım kedisi (+18) Part 1

Valla deselerdi ki "kedi nickini alıyorsun ama yıldan yıla sevişecen" almazdım belki de karakedi nickini! ^^ Geçen seneden "ökküz"ü biliyorsunuz; ilkti bu da yine tam bi sene sonra ismi de "güliver" olsun... aramızda ki 15 cm lik boy farkından ötürü; haa pigme olan benim burada. Fotoğrafta herşeyi özetliyor zaten; "her açıdan"...

Gelelim nasıl tanıştık ettik... Malumunuz geçen yılbaşında noel babadan ayfon5 istemiştim, "yeter artık çıksın alacam..." demiştim. Çıktı çıkmasına da noel baba gösterince baba gibi 3000 tl lik faturayı, bi de "alt tarafı" çekip uzatmışlar ayfon 4'ü ayfon5 koymuşlar adını... "Yok kalsın" dedim, biraz büyük müyük geldi başta ama artık yeter beklediğim deyip S3 ü kucakladım... Kucaklamanın haftasında insan hemen flörtöz uygulamaları yükler mi canım! Yükler elbet... İşte "güliver" ile de ilk onun "merhaba" demesi ile (evet "merhaba"... "mrb" değil, "slm" hiç değil, "nbr" ondan da değil) grayndır da başladık yazışmaya...

Başta esrarengiz bi fotoğrafı vardı; tırsmadım değil... ama yazışmaya başladıkça; bunun okumuş etmiş iyi birisi olduğu izlenimini edindim, aramızda da 1-2 yaş farkı felan vardı. Zaten niyetim belli, "ap?" diye yanaşanlara ben yanaşmıyorum, canım bi destur der insan yahu!!! baktım bu ön elemeyi geçti; ilerleyen günlerde ben bunu fotoğrafını değiştirmesi ile kim olduğunu çıkarmayayım mı? Dünya çok küçük! bunu her zaman derim... Sizi de bulmamı istemiyorsanız sosyal mecrada kullandığınız fotoğrafınız ile gay mecra da kullandığınız fotolarınız farklı olsun; haa çoğu ipne kardeşimiz bu farklılığı soyunmak ile yakalıyor :/
(iç ses: uzun yazmıycam diyorum yine de laf lafı açıyor canım, gülivere gel!)

Tanıdıktan sonra aynı gün uzun uzun mesajlaşmalarımız sonucunda beni evine davet etti; o da benim gibi +18 e giren gün içi yazışmalardaki muhabbet esnasında işteyken masasından bi süre "kalkamamış"... "Gel sana çay demliyceem" deyince, dayanamadım gittim; çayı çok severim valla... Zaten yolumun üstündeydi evi, ısrarını kıramadım gidene kadar mesaj atmaya devam ediyor hala sevinç içerisinde.

Evine vardım, beni rahat kıyafetleri ile karşıladı; askılı ve pijama vari birşey (şahsen benim evime birisi gelse böyle karşılamam; niyeti bozmak gibi bi durumum olsa bilemiyorum tabii). Oturduk lafladık daha çok o konuştu, ben arada lafa girmeye çalıştım ballı çayından getirdi (çayda poşet çaydı, neysse). Çaydan mıdır nedir gece boyunca karnımda bi şişlik bi gaz, oğlanın yanında salmamak için de zor tutuyorum kendimi, zaten sevişme esnasında da "ben bi wc'ye gideyim dedim, yanında salmak istemiyorum ehii" dedim... Başta bi kafa karışıklığım oldu; hani ben beyaz atlı prensimi bekliyordum ya, hani kafa dengi birisi olsun diyordum yaa ondan. Ama oğlanın sıcaklığından, bi de ister bi vaziyette olmasından, bakışlarındaki o yalnızlıktan... "Peki" yi deyiverdim, o geceyi onunla geçirmek için evdeki ablaya da bi "yalan" uyduruldu ve başladık öpüşmeye...

Sanırım bu, benim bi anlık kararsızlığımı utandığıma yoraraktan yorgan getirmesin mi? Canım yaa, insan hiç seviştiği kişiden utanırmı? Yorganın altında yaşananlar bi daha ki sefere...

Flash Haber: Bu arada Maviş'le ilgili beklentilerim sonlandı... O'na next dedim; kafam da soru işaretleri ile. Bu da ayrı bi post konusu (güliver ile maviş'ten daha önce tanışmıştım; i'm not a bitch kapiş?).

29 Şubat 2012 Çarşamba

Çimdim geldim...

Selam yavrular; kusuruma bakmayın emi! malum çok sık yazamıyorum, beni sormazsınız da ben yine de söyleyivereyim (dedim ertesi gün adsızın biri beni sordu) Gayetin iyi hoşum; iş-yüzme-ev arasında gidip geliyorum. Malum eve akşam 11'de ancak gelince internette koca bakmaktan, blogları okumaktan zaman kalmıyor gece 01:30 'da olunca zaten uyku moduna da geçmiş bulunuyorum. Öyle olunca göz ucuyla takip ettiğim dizileri de artık izleyemez oldum; cemile, kuzey-güney aslında burada cemrenin banuyu sinir etmesi hoşuma gidiyor sanırım kızların birbirine giydirmelerini seviyorum ^.^ Aslına bakarsanız da iyi oldu dizileri kaçıdığım. Bir ara hafta sonu yarım bıraktığım dizilere tekrar gömülmeliyim sanırım; desperate housewives, brothers and sisters... araya askerlik girince takip edememeye başladım. Şu queer as folk'u da bir izleyelim bakalım; tabi aklıma gelirse bunlar neyse...

Malum daha çok sağlık sebeplerimden ötürü yüzmeye gideceğimi söylemiştim. Başlayalı 5 hafta oldu haftada beş gün yüzmeme rağmen hala simitlerim bıngıl bıngıl yerinde duruyo yaa! Ben ayda rahat 4 kilo vereceğim derken 1 kiloyu zor verdim! verdim mi ondan da emin değilim ya? Yüzmeden geliyorum eve gecenin 11'inde atıştırıyorum iki saat sonrada uyuyorum! nah kolay veririm ben bu kiloları! ama omuzlarım belirginleşmeye başladı göbeğimi içeri çekince de gayet fit oluyorum yavrular. Olsun o kadar; ilk gün nefese nefese 600 metreyi zor yüzerken şimdi aynı sürede 1 saat 15 dk falan 1500 ü gayet rahat yüzüyorum, kondisyon tutmaya başladım sanırım? Mart sonunda hedefim 2000 metre bu hafta artık yavaş yavaş 1800 metreyi zorlamalıyım... Ama sağlık sorunuma kesinlikle iyi geliyor, bilinçli yüzerseniz...

Böyle işte çimmekten koca aramaya da vakit kalmıyor; aslında tek tük birşeyler oluyor, ökküz mesajları ile yokluyor ( bitti oğlum başka kapıya...) yeni kişilerle yüzyüze tanışmaca falan... Ama bunlardan birşeycik çıkmaz... Ben de artık ısrarcı, takip eden olmuyorum; bu işler karşılıklı olmalı düşüncesindeyim, yani biri bir adım atınca diğeri de atmalı ama? Neyse buna ayrı bir başlık açarız... ve ikinci bar maceram; tekyön... az daha eğlencemin içine sıçılıyordu; ama meşhur yılan dansımı :P yaparak tüm kurtlarımı döktüm öyle ki popo yanaklarım iki gün ağrıdı, yüzmeme rağmen; artık ne kadar döktüysem kurtlarımı... hepisi çok sonra yavrular ^.^

not: bu arada havuzda maç yapan ispanyol, türk vb. su topu oyuncuları ile ilgili detayları anlatmamı beklerseniz daha çok beklersiniz nihahahahahahaaaaaa! şaka bi yana elim ayağıma dolaşıyo yaa, bir ara su da antreman yapan yabancı oyuncunun totosuna dalıp giderken buldum kendimi; yazık bana gıı :(

16 Ocak 2012 Pazartesi

Az biraz güzel, az biraz enayi, bi bitli karakedi...

Şu geçen bir ay içerisinde, artık yüzümde peşi sıra çıkan sivilcelerden kurtulmak için cildiyeciye gidiverdim. Öyle ki yüzümün bir tarafında peşi sıra çıkan bu sivilcelerden bazıları birer kişilik haline gelmeye başlamış; sıkılması kaçınılmaz sonları oluyordu öyle olunca da (sıkmayın canlar!).

Doktor hanım stressel sebepleri araştırsa da aklıma pek birşey gelmedi; hayır yani ipne olmayı kafama taktığım yok olsa daha önceleri çıkardı ki; ergenlikte sivilcem olduğunu hatırlamam tek tük belki... Ama belki son bir sene de ideal kocayı bulamamayı kafayı takmış olabilirim, kabul ^.^

Aldım reçeteyi gittim eczaneye;
- 1 kutu içinde üç tane hapın olduğu bir ilaç ( isim vermiyorum, bilip bilmeden içer miçersiniz sonra başıma kalmayın!) ki içten sivilce kurutucu gibi bir şey
- Clindoxyl; dışarıdan halen faal halde bulunan sivilceler üzerine sürülesice bir krem, öyleki deri altında 1cm2 alan kaplayan bezeleşmiş bir yeri yok ediverdi
-Mono derma; a vitaminli sönmüş sivilce lekelerini yok etmek için kapsüllerden oluşan cildin yenilenmesini sağlayıcı sigortanın karşılamadığı ilaç ya da kozmetik ürünü.

Tabi ben bu lekeleri geçirecek başka birşey varmı diye sorunca, ki sormaz olaydım; eczacı hanım beni oradaki iki hanıma yöneltti:

-"gelin sizin cildinizi bir analiz edelim"
-"hıımm, sevilceleri sıkmışız; sıkmayın lütfen" artık kuru ciltmi dedi yağlı bir cildim mi varmış neymiş unuttum; bana oradan sırasıyla 3 ürün çıkardı... Hanımın bana çektiği fiyat 350-400 tl bişeydi. (içses: yere çömelirsem belki bişi yapmazlar)... Ben bu parayı buna versem benim hemşirenin dilinden kurtulamam... Yok mok dedim; yani yüzüm sivilce tarlasıda değil hani, alt tarafı 5 leke /sivilce içinde o kadar parayı veremem pardon...

-"Ama bu yüz temizleme jelini kullanmalısınız"
+" Fiyatı nedir... peki aliim onu". Ben bu kadar ile kurtulduğumu sanırken eczacı hanım;

-" Beyfendi şimdi bu aldığınız kapsüller cildi soyarak yenilenmesini hızlandırdığı için güneşe çıktığınızda zamanla yüzünüzde kalıcı lekeler oluşturabilir; onun üçün size bu son model, kanser hastalarının bile güneşe çıkarken kullandığı ilaç muhteviyatlı güneş koruyucuyu öneriyorum"
+"yaaa! peki, aliim o zaman?"

Sonuçta; yüzümdeki 5 sivilce için, sivilce başına 40 tl ödemiş bulunmaktayım totali siz hesaplayın! Ama işe yarıyor hakkını verim; önceki gibi göze batmıyorlar ve dediği gibi cilt soyulduğu için pembeleşmeler oluyor.

-Bitli karakedi bölümü..........................................

Nasıl desem bilemiyorum, biraz utandırıcı komik bişii; ama nerden bilmiyorum kapmışım kasık bitini :( ki çocukluğumda bitlenme vakası bile geçirdiğimi hatırlamıyorum.

Tuvalette hacet giderirken oramı buramı kurcalarken elime dökülmüş deri sandığım birşey geldi; almak zor olsada yakından bakınca gözlerim faltaşı gibi açıldı kalbim küt küt atmaya başladı; bir gördüm ki canlı bir yaratık o.O Başta dökülmüş deri sandığım için kopardığımdan başıma  daha öncede böyle birşey gelmediğinden ben bunu kene sandım o yüzden tırstım... Aklımdan bir yandan da paranoya düşünceler geçiyor;

+" Alla'm n'olur ölmiim daha çok gencim, böyle olamaz kırım kongodan olmamalı daha lotodan büyük ikramiye bana çıkacak artık çalışmama gerek kalmayacak, hem kış günü kenenin apış aramda ne işe var yahu! yaz ayı olsa çimlerde debelensem beeelki dersin!"

Nette biraz araştırınca bunun kasık biti olduğunu kavradım; artık o anda nasıl sinirlerim bozuldu ise; aldım elime usturayı ( bildiğiniz banyo traş bıçağı işte, ama bu kelime burada çok havalı duruyo) cart cart cart! ne var ne yok elimin ulaşabildiği yerleri kazıdım...

Ertesi gün bir hafta aradan sonra tekrar cildiyeciye gittim. Dedim böyle böyle; o da dedi  "geçin şöyle bir yatında bakayım" Neyseki yüzme havuzu için gerekli olan  mantar taramasını yaptırırken ki donumu zöörrrrrt diye indirmeme gerek kalmadı. Doktor hanım onayladı, kazımanın artı olduğunu söyledi böylece varsa yumurtalardan etkili bir şekilde kurtulmuş olundu, yazdı reçeteyi;

-Kwellada losyon ve şampuan; ayrıca yatak çarşaf vb. ne varsa yıkanacak, ilişkide olduğum biri varsa o da uyarılacak kontrol için. Malum bu uyuz şey daha çok cinsel yolla bulaştığı için ve başka yerdede dolaşmıyor meret! aklıma ilk sevişmemde kapmış olabileceğim geldi. Valla evren bana mesaj göndermeyemi çalışıyor nedir seviştiğim oğlana mesaj atıverdim; o günde ara ara kaşınıyordu dikkatimi de çekti ama alerjik falan demişti.

Neyse ki; dediğine göre kontrol etmiş ve onda yokmuş; uyardığım için teşekkür etti... Benim de aklımdan geçti bir ay gibi bir zaman geçmiş ondan bulaşsaydı kesin daha önce hissederdim çünkü kaşındırmasından, içinizde birşeylerin yürüyor hissiyatından, ısırmalardan anlardım... Kirloşun biri olsam yine tamam suç bende derim; alt tarafı en fazla bir gün ara ile banyo yapmamış olabilirim; o da havalar son bir iki haftadır soğudu diye, hafta içi hergün de duş alırım; hatta o yetmiyor bir de patilerimi yalıyorum... Aklıma birtek başıma bu olay gelmeden bir eşofman altı denediğim geliyor; 3-4 gün öncesinde... Eczacı hanım mağaza da giysi denemekten dolayı da geçebilir demişti. Zaten meret su da boğulmuyor istediğiniz kadar yıkanın; tırnakla bile zor geliyor elinize. Losyonu sürdüm; bana 1 kez yeter demişti bir de 10 gün sonra varsa yumurtalardan yeni çıkanlar için tekrarlamak gerektiğini; nasıl desem sanki naneli şekeri ağzınızdan değilde kıçınızdan almış gibi bir serinlik hissiyatı yaşatıyor ferah ferah :)

Neyse ki o 10 günlük tedavi sürecide  bitti ilk günkü gibi tertemizim! Eğer ökküz "-evet bende de kasık biti var" deseydi var yaaa! yeminlen seksten soğuyabilirdim :) Umarım doğruyu söylüyordur, artık yediğim şeylerde kıl, tüy, böcek varmı sanırım daha bir dikkatli bakacağım... Herkesin başına gelebilir diye bu kadar detaylı anlattım, bu olay birbirimizle sevişmekten soğutmasın bizleri lütfaan!

Ve son dakika gelişmesi: 80 kiloyu gördüm hatta geçtim sanırım o.O, ama yüzme havuzu da açıldı sonunda. 70 kiloya inersem haberini alırsınız zaten. Siz bu satırları okurken ben su da çimiyor olacağım yavrular!...

1 Ocak 2012 Pazar

Milli olmak (devam)


Böyle işte. Tabii o boynumdan öpünce ben herhangi bir tepki vermedim, o an için karşılıkta vermedim. Garsoniyer olarak kullandığı evin odalarını gösterdi; bir oda bir mutfak bir banyo, geç buluştuğumuz için kalırım demiştim de saat akşam 10 gibi ancak evine geçebilmiştik. Valla ara ara gazetelerin 3. sayfa haberleri aklımın ucundan geçse de, insanlara artık şüpheyle yaklaşmak istemiyorum; o zaman kendi duvarlarımı aşamıyorum...

Oturduk, onun işten çıkmasını bekleyeceğim diye 2 saat avm'lerde dolanıp durduğum için yorulmuştum. O da iş yorgunuydu. Ortamda ses olsun diye sezen cdsini taktı playera. Lafladık; onun ilişkilerinden, hayatından, benden, eşcinselliğimizi nasıl keşfettiğimizden aralarda ufak sessizlikler olsa da bi 2 saat kadar lafladık. Bir şeyler ikram etti, ettiği meyve suyunu keşke içmeyeydim; gece boyunca karnımdaki şişkinlik gitmedi. Tamam gittiği bir nokta oldu ama o da ben de pek umursamadık "pırrt!- ne?..." ^.^ İkram ettiği cipsleri de yemedim, bi tane bi bisküvi aldım ayıp olmasın diye; ama aslında aklımdan geçen şey şuydu:

" Ayy cips mi? Şimdi yersem ağzımda kokusu kalır, ya öpüşürsek? diş fırçam yok yanımda" ya öpüşürsek !!!

saat 19:00 - karakedi " iyi akşamlar naneli şeker var mı? alabilir miyim?... hayırlı işler"... Dediğim gibi en fazla öpüşürüz belki diye hadi bari nefesim ferah olsun diye ağzıma attığım birkaç şeker almıştım öncesinde... (hı hı tabii)

Saat gece 12 olunca "hadi artık yatalım" dedik malum o da sabah işe gidecek. Dişlerini fırçaladı geldi, tabii fırçalama sesini duyunca kafamdaki ampul yandı! geldikten sonra dudağıma bir öpücük kondurdu... e peki madem "öpüşelim mi?" dedim... yatağı hazırladı, gecelikleri desem abes kaçar bildiğin pijamaları, eşofman altı ve tişört verdi giyinmek için sonra onlarda 10 dakika içinde çıktıya...

Başladık yiyişmeye; ilk dedim ya, başlarda ona bıraktım istediği gibi yönlendirdi. Malum ben henüz tazeyim ^.^ bişeycik bildiğim yok; ama çabuk öğrenirim. Öpüşürken her ikimizin başka yerlerinde de hareketlenme olmaya başladı tutabilene aşkolsun! Biz tutamadık! Derken "yok bu böyle olmayacak" deyip tişörtümü çıkardı, hiç itiraz etmedim. Yine giriştik, bir ara karnıma doğru öpe öpe inince gıdıklandım, kasıldım birden; tutamadım güldüm. "yok bu böylede olmayacak" deyip bu sefer "eşofman altını da çıkaralım" dedi. "sen çıkar o zaman benimkileri de "dedim... Aslında öpüşerekten yavaş yavaş birbirimizin giysilerini çıkardığımız birşey hayal ederdim ara ara. Na'mümkün yavrular! 5 dakika içinde kalakaldık iki cıbıl! Kaptığım birkaç tekniği bu sefer ben ona uyguladım... Aslında onun yaptığından fazlasını yaptım; nedense öpüşürken dilini kullanmaya çekindi mi ne? Bir ara kullanır gibi oldu ama elimden ağzımdan kaçırdım! Tabii bu sırt üstü yatınca zurnanın zırt dediği yere geldik! Oğlanın gözlerini kapamasına taktım taktım taktım!!!

Ne biilim; biraz fantezilerimi yazmak gibi olacak ama, yani...Ellerimizin birbirine değmesini isterdim, parmaklarımız kenetlensin, sımsıkı tutsun elimi. Sonra ellerini saçlarımda gezdirsin, iki eliyle yüzümü avuçlasın; yanacıklarımı okşasın. Gözleriyle gözlerimin en dibine baksın; tebessüm etsin, o tebessümü gözlerinde göreyim, gözlerim dolsun. Bir damla aksın gözümden yanağıma doğru. Hiç ses etmese de olurdu; saçımdan boynumdan koklarken içine çektiği nefesinin sesi bana çok şey anlatabilirdi... Kollarıyla bana sarılsaydı; vücudunun sıcaklığını hissedebilseydim...diye uzayıp gider : ( ama olmadı...

Olmadı çünkü ilk olmasına rağmen kalbimde bir çarpıntı hissedemiyordum. Gözlerinin sürekli kapalı olmasını yorgunluğuna bağladı! Onu 2-3 sefer uyarınca 4. kez uyarmadım artık ayıp olurdu! Bu bir ara gözlerini açar oldu; anam ne göreyim! Oğlanın gözleri kaymış, resmen şaşı bir hal almıştı göz kapaklarını açarken; düzeldi hemen :) Ellerimin rahat durduğunu pek söyleyemeyeceğim; kah aşağıda, kah yüzünü, saçını okşarken koşuşturup durdular. Artık bendeki de kaç yılın açlığı ise öpüşmeye doyamadım; bir ara ben de kendimi kaptırıp gözlerimi kapatınca bir baktım burnunu da öpmeye başlamışım ^.^ Neye olduğunu hatırlamıyorum ama bu bir ara güldü, sanırım buydu sebebi. Baktım bu artık kendinden geçmeye başladı "uyu sen istersen..." dedim, "sabah işe gideceksin..." O uyumaya geçerken elim hep göğsünde dolaştı durdu, bir tutam kılı hafif hafif çekerekten... rahat uyusun diye kendimi sonra uzakta tuttum...

Sabah olunca; aslında yabancı yerlerde pek rahat yatamam alışana kadar, erkenden uyandım. Başladım bunu hafiften koklamaya, tekrardan okşamaya, uyansın diye; akşam zaten hevesim yarım kalmıştı. Uyandı ve başladık yine yiyişmeye, bu sefer belki de gerginliğim azda olsa gittiği için daha bir hoştu. Fiziksel "baskısına" daha fazla engel olmadım peki dedim... Ne olduysa "beş dakika da beşiktaş derler" ya oldu bittiye geldi valla... sanırım hepsi buydu, sonrasında tekrardan öpüşme isteğinde bulunsamda "işe gitmek için hazırlansam iyi olur" diyerekten notumu da vermiş oldum; "Ökküz!" bunu sesli söylediğimde banyodaydı kendisi...

Evden birlikte çıktık; çıkmadan öpücük kondurdu dudağıma yine ama bu sefer dudağımı aralamak bile geçmedi içimden... Kuru kuruya öptü "haberleşiriz..." dedi (hı hı tabii). İlk buluşma da ayrıldıktan sonra 5 dakika içinde mesaj atan oğlandan, bu sefer saatler geçmesine rağmen ses soluk yoktu. "Acaba oğlanı seksten mi soğuttum?" diyerekten "Misafir ettiğin için teşekkürler..." diye altı saat sonra bir mesaj attım. " Ben de teşekkür ederim, ne zaman istersen...." diye devam eden bir mesajla geri dönünce vicdan azabım son buldu :/

O günden sonra zaten ben hakkındaki kararımı verdiğim için arama lüzumunda bulunmadım, O da tenezzül etmedi; taa ki aradan 3 hafta geçtikten sonra tekrar date sitesinden bir mesajla dönüş yaptı. Belli ki sevişesi gelmiş yine " Hiç aramıyorsun?..." Bu mesaj sonrası onunla aklımdan geçenleri, onu kırmadan paylaştım, Sadece kendi mesajlarımı yayınlamayı uygun görüyorum; izni olmadan bir başkasının mesajını aynen yayınlamayı doğru bulmuyorum... Bazı yerleri siliyorum (***** şeklinde) takdir edersiniz ki...
---------------------------mesaj1
yaa hayattayız hala...
---------------------------mesaj2
sen de arayabilirsin sonuçta dii mi ****** :) eee işler ne alemde? sanırım şu sıralar yeni ***** ile haşır neşir olsan gerek? *****ye gelip gitmeye başladın mı?
---------------------------mesaj3
hayırlısı olsun senin için, aynı iş güç devam ediyor sağlığım yerinde; yok bir sıkıntım. değişiklik iyidir, ben de ara ara iş ilanlarına bakıyorum; daha iyi koşullarda kendimi geliştirebileceğim bir iş olursa ben de durmam yani...

açık konuşmak gerekirse; seviştiğimiz geceden sonra arayıp sormayınca olaya sadece seks gözüyle baktığına karar vermiştim; umarım yanlış anlamazsın ama duygusal, fiziksel vb. anlamda ben tatmin olamadım :) buna ten uyuşmazlığımı denir bilmiyorum ama, belki kısıtlı zamandan, belki senden aradığım ilgiyi göremememden aramızda 2. bir sevişmenin olacağını düşünmüyorum. sonuçta inanıp inanmamakta serbestsin ilk kez biriyle birlikte olduğumu söylemiştim, herhangi bir pişmanlık yok... ben de acaba çocuğu seksten mi soğuttum diye düşünmeye başlamıştım ;)

laflamak, kahve içmek vb. istersen burada veya dışarda bir yerde zaman ayırabilirim... ama sanırım bundan sonra biriyle birlikte olmak için sanırım kalbimin çarpması gerekiyor; yoksa bunun bir sonu yok gibi...

sadece bilmeye hakkın olduğunu düşünüyorum, niyetim kırmak değil; sonuçta hala samimiyetine inanıyorum... :)
---------------------------mesaj4
:) iyi o zaman yanlış anlaşılmadığıma sevindim, allah aşkına söylermisin akşam çok mu uykun vardı senin? gözlerini sürekli kapamana gıcık oldum, sen uyurken daha çok izledim ben seni... sonuçta sevişmeden iki kişide zevk alırsa devamı gelir diye düşünüyorum...

böyle işte, eee daha daha nasıl gidiyor hayat? o günden beri de yüz yüze görüştüğüm kimse olmadı, yeni tanıştıklarım oluyor, samimi oluyorum ama sonra kayboluyorlar? ben de dediğim gibi ısrarcı olmamaya karar verdim... niyetim sadece seks olsa sanırım herşey daha kolay olacak :(
---------------------------mesaj5
ne bileyim uyurken sarılsan daha farklı da olabilirdi ;) o zaman birşeyler hissedebilirdim, sadece aktifim deyince yetreince huyunu suyunu bilmediğim için seni çokta huzursuz etmek istemedim farkettinmi bilmiyorum ama? tabii bir de güzel bir popon var kimse duymasın ama ;)

eee sen bir şey düşünmedinmi? içinde kalmasın.
---------------------------mesaj6
:) o zaman yorgun olmadığın bir güne belki de izin gününe denk getir şu sevişmeyi daha çok zevk alırsınız o zaman belki? yani bir öneri... sen de iyisinde duygusal tatmin sanırım aradığım... cidden o gece sevişmek gibi bir niyetle gelmemiştim, en fazla öpüşürüz diyordum ama cık olmuyor işte dürtüler! :)
---------------------------mesaj7
bebek poposu gibi... :) neyse ben birazdan kaçar, kendine iyi bak.


...ve bir kezbanın anıları burada son bulur.

27 Aralık 2011 Salı

Milli olmak :/


- Milli oldun mu sen?
+ Yok daha seçmeler yapılmadı...

Bu soru sorulduğunda sanırım 12-13 yaşlarında idim, kafasını henüz cinselliğin meşgul etmediği yüzmeye giden bir çocuktan başka nasıl bir cevap beklenebilir ki? O zamanlar verdiğim bu cevap soruyu soran abiyi (fırlamanın tekiydi) güldürmüştü, ben şaşkın şaşkın bakarken ona. Aslında bu laf kulağıma hiçte hoş gelmez, sanki kadını aşağılıyormuş gibi bir anlam uyandırıyor bende.

Bazen kendime diyorum "keşke aradığım sadece cinsellik olsaydı, o zaman her şey daha kolay olurdu sanırım". Malum bildiğiniz üzere eşcinselliğini kendisine geç itiraf eden birisiyim, 27. Aradan 3 yıl geçtiği halde beyaz atlı prensini beklemekten vazgeçmeyen ben "eh pardon ama buda bir can" deyip sonunu hiçte düşünmeden attım kendimi birinin koynuna...

İlk mesaj ondan gelmişti; en azından profilinde samimi, doğal resimlerinin olması kendinden uzun uzun bahsetmesi ona sempati ile bakmamı sağlamıştı. Hala kendisini samimi bulurum en azından bazıları gibi ketum değil; ağzından lafı cımbızla almıyorum, hele ki nazı kaprisi olan birisi hiç değildi!!! Anlayın artık date sitelerinde ne çile çekiyorum ben. Zaten ilişki yaşayanların çoğu kıyıda köşede gizli gizli yürütüyorlar ilişkilerini, bir de bu kaprisvari tavırlar içinde olanları anlamlandıramıyorum; sanırım hayat onlara bonkör davranıyor olmalı... neyse, en azından "slm, semt, ap?" etc. gibi mesaj göndermeyip ön elemeyi geçmişti benim açımdan; hoş! geçince ne olacağı belli değil halbuki? üç-dört günlük date sitesi üzerinden yapılan yazışmalar sonrası numaralar verildi ve bir kahve içmek için görüşüldü. Onun işten çıkış saati geç olduğu için ona yakın bir yerlerde buluşup kahve içip lafladık; eşcinselliğimizden, ilişkilerden, işten güçten bahsettik. En azından sanal da başlayan samimi bir sohbeti yüz yüze dökmemenin ayıp olduğunu düşündüğümden "buluşalım" teklifini kabul etmiştim... Yüz yüze tanıştık ettikte malum dışarı da herhangi bir yer olunca; bir tarafımızda türbanlı bir çift, diğer tarafımızda çocuklu gelin kaynana olunca meraklı bakışlara maruz kalmak istemediğimden sohbet çokta eşcinselliğin derinlerine inemiyor... ya gay cafe de buluşmak ya da "yer var" sa meraklı bakışlardan uzak laflamak en azından karşımdakini tanımak için uygun bir ortam diye düşünüyorum? hı hı evet! nerden bileyim ben işlerin başka yöne gideceğini...

Neyse; havadan, sudan, hayvanlardan derken 1-2 saat sohbet ettikten sonra ayrıldık. Dönüşte o kadar yol teptiğim için benimle metrobüse kadar eşlik etti, yani kendisi teklif etti; yine görüşürüz dedikten sonra yolculuk esnasında bir mesaj geldi. "Tanıştığıma memnun oldum... bıdı bıdı bıdı" diye devam eden gülümseten bir mesaj! "Tanıştığıma memnun oldum... bıdı bıdı bıdı"  bir de altını çizerek belirteyim dedim.

Aradan bir hafta geçti; bu sefer onun evinde(!) buluşmak üzere ben onu aradım, yani müsaitsen görüşelim dedim; ama oğlan ne kalbimi çarptırıyor ne de ona karşı bir ön yargım var! Samimi, arkadaşça bir şeyler diyeyim... Aradığım sefer olmasa da, bir dahaki sefere onun "alooo" demesi ile tekrar randevulaştık; tekrar onca yolu tepmece üstüne de 1 saat avm'de dolanmaca onun gelmesini beklemece... Bunları oğlanın başına kaktığım yokta sanırım biz ipneleri yollar engelleyemiyor!

Avm'den bunun evine, ki garsoniyer mi desem bilemedim, gittik. İçeri adımımı attım, tekrar "hoş geldin..." diyerekten bu sefer boynumun her iki yanından öptü o.O anlaşılan sıcak saatler beni bekliyordu?

Çok gıcığım değil mi? En heyecanlı yerinde kesiyorum muju muju... ^.^


18 Aralık 2011 Pazar

Mim, 10 maddelik Noel Baba'dan istekler listesi

Tekrardan merhaba, bu sefer arayı o kadar açmadım aferin bana :) Hayır yani kafamda anlatacak, yazacak şeyler var ama işte nerden girsem nerden çıksam bilemiyorum; bu ekranın karşısına oturunca yazmak gözümde büyüyor, ama bir başlayınca da çatır çatır yazıyorum.

Sağolsun xcoach beni şuracıkta mimlemiş, hoş! sen beni vakti zamanında yine mimlemiştin ama yazmaya erinmekten o mim arada kaynadı gitti, ogaybende'nin de bir mim'i böyle kaynayıp gitmişti... neyse arada bir içinizden gelirse mimleyebilirsiniz istediğiniz gibi; artık erinmeyeceğim ( burnum uzadımı ne?)

Vallahi lotodan ya da piyangodan büyük ikramiye çıksın listeye pekte gerek yok hani! ama piyangodan çıkmayan şeylerde var dii mi?

1- Vallahi artık şu boynumun tutulmasını istemiyorum; egzersizleri yapmaya erinsem de bir türlü yüzme havuzuna kayıt olmak nasip olmadı. Sağlık testlerini yaptıralı 2 ay oldu olacak hala kayıt olmayı düşündüğüm yüzme havuzu tadilattan çıkamadı. Umarım 2012'de faaliyete geçerde düzenli yüzme ile ara ara tekrar eden boyun ağrılarımdan kurtulurum.

2- Sen nasılsa yüzmeye başlayacağım diye abur cuburları löp löp götür 1-2 ayda 5 kilo al dötün kocaman olsun da 80 kiloya dayan! çüş bana, ohaların ohası bana! :( . Artık bütün umudumu yüzmeye bağlamışım. En fazla 70 kilo olmak hedefim. Alla'ım bi düşünsenize şu anda üzerimde 10 kilo patates taşıyorum sanki; zaten bazen soluğumu bile kesiyor. Noel amca şu havuzu faaliyete geçirsin iki isteğim zamanla yerine gelmiş olur.

3- Sanırım bu sene halama, kuzene ve benim hemşire(abla)'ye gay olduğumu açıklayabilirim, ama yani artık daral geldi "evlenmiyormusun bla bla bla"lardan. Azcık cesaret versin yeter Noel amca, böyle boğazım düğümlenir gibi oluyor, sankim kalbim boğazımda atmaya başlıyor.

4- Şöyle kafalarımızın uyuştuğu, iyi aile çocuğu, çok seksi yakışıklı olması da gerekmez az birşey çirkin olsa da olur; mürekkep yalamış, sevimli, tatlı bir koca hayat arkadaşı :) ben 2 senedir şu date sitelerinde bulamadım bari noel amca gelirken getirsin bi zahmet; yoruldum ben artık.

5- Bir koca da benim hemşire'ye; tatile, sinemaya, gezmeye artık kocasıyla gitsin canım! benim maaşta bi yere kadar yetiyor yani!

6- Anadolu yakasında şu anki işimden daha iyi koşullarda bir iş bulsam da bizimkilerin yanından taşınmak için bir bahanem olur en azından. Yoksa aile apartımanında oturduğumuz için benim birisine görünmeden eve oğlan atmam imkansız! Bir insanın oturduğu apartmanın her katında bir akrabası olur mu? olur anacım olur! O kişi bensem olur! :/ Aslında yaz ortasında bir görüşme gerçekleştirmiştim, başta razı olmasam da ısrar üzerine görüşmeye gitmiştim nasılsa bir işim var diye de maaşı %20-25 yüksek söylemiştim şu anki maaşımdan. Nah!!! alırsın sen o maaşı! böyle demediler tabi de olmadı yani o iş. Neyse buna da şükür diyelim hala bir işim var sonuçta... evrene ben yine bu sene mesaj göndermeye devam edeyim.

7- Uzun uzun sahilde yürümek istiyorum, bunu birkaç sefer bakırköy sahilinde hafta sonu yaptım; saolsun ilk adımı aynadaki aksim ile atmıştım ^.^ Bu sene hedef büyüttüm vapurla bakırköy'den kadıköy yapıp kadıköy-bostancı arasında kulağımda kulaklık uzun uzun yavaş yavaş yürümek...

8- Kadıköy demişken aklıma bir ara yapmaya niyetlendiğim windsurf geldi, sağlık sorunlarım çıkmazsa 7. ve 8. maddeler güzel bahar ve yaz günlerinde yapılacak şeyler.

9- Trenin kompartımanlı bölümünde (iki kişilik olanları varmış pişşttt! ;) güzel manzara eşliğinde tıngır tıngır seyahat etmek, yani sırf gitmiş olmak için bile gidip hemen aynı trenle geri dönebilirim; rotası güzel bildiğiniz bir hat varsa önerilere açığım...

10- Yok valla 10. maddeye yazacak bir şey aklıma gelmiyor; etrafımdaki insanlar mutlu sağlıklı bir sene geçirsin yeter... dinimiz sübhaneke amin!

edit: 11- Nasıl unuttum yaa! iphone 5 çıksın artık ve benim de bi tane olsun istiyorum!

nasıl olsa bu mim'i çoğu kişi yanıtlayacak, o yüzden kimseyi mimlemek istemiyorum derken aklıma birden marshall mathers geldi. Bir tek onu mimliyorum sanırım bu mecra da yeni. Zaten önceki mim'de istemeden bir halt yedim neyse ki çok bir sorun olmadı... ;)

Not1: Yukarıdaki fotoğraftaki noel baba şapkasından nereden alabilirim ucuza? 5 tane alabilirim de, bir oyuncakçı da kadifemsi görmüştüm 9.90 tl'ye kaliteli birşeydi de, yine aynı kalite de varsa bildiğiniz daha ucuzu bir miyav deyiverin olur mu? ^.^

Not2: Bu arada sağ üst köşede uzun uğraşılardan sonra bir mail adresi edindim; başında "bi" olmasına aldanıpta biseksüel olduğumu sanmayın, tüm adresler alınmış ben n'apiim! Artık bana bikarakedi@gmail.com'dan aşk mektuplarınızı gönderebilirsiniz, artık postacıyı yormanıza gerek yok, hem artık adsız'larda yorum yapabilir sayfama, kapiş! :)

12 Aralık 2011 Pazartesi

Return of the Karakedi

Pişştt! ben geldim :) yüzüm yazmaya pek yok ama oğlanın biri beni şuracıkta mimleyivermiş; ben de vesile olsun madem dedim yine geri geldim (yalnız şu satırları yazarken saat gecenin 01:09'u başım gözüm zonkluyor bir yandan da yüzümde hafif bir sırıtma, dur! romeo'dan mesaj geldi!!!)

Neyse; günah çıkarmaya sonraki postta devam edeyim ev oğlanının mim postunu heder etmiim şurada. Mim'in konusu; hakkımda 7 şey yazmam gerekiyormuş... Hoş biraz ucu açık bir mim ama; yani karakterimden mi bahsetmem gerekiyor, yoksa yaşadığım şeylerden mi emin değilim neyse lafı daha fazla uzatmayayım efenim...

1- Gülerken gözümden yaş gelir; bu huyumu seviyorum, huy değil gerçi ama tutamıyorum n'apiim! katıla katıla gülüyorsam öyle böyle değil yani bildiğin gözlerim sızdırıyor bayağı. En azından yapmacık gülmediğimin kanıtıdır.

2- Çevrem de ağırbaşlı, ciddi, sessiz, efendi birisi olarak bilinirim; oysa ki içimdeki ipneden kimsenin haberi yok. Belki piçlikte denebilir buna; ama hep bu bir zamanlar karikatür çizmekten kalan bir huy. Hep böyle aklıma fırlamalık şeyler geliyordu o zamanlar... ama hiçte küfür eden bir insan değilimdir günlük hayatta.

3- Lafı gediğine gayet nazik bir şekilde oturtabilirim; seviyorum ironi falan yapmayı ama, bazen dilimin kemiği olamayabiliyor istemeden de kırabiliyorum insanları. Aslında kırmak gibi bir niyetim yok ama karşımdaki kişi bazen yanlış anlayabiliyor. Genelde espri ile karışık söylerim. Geçenlerde bir arkadaş bu şekilde ironimi yanlış anlamış; demek istediğimi izah edene kadar başıma ağrılar girdi yeminlen!

4- Sanırım azcık gurur da var ben de, bir ara peder bey'le aramız limoni idi; üniversiteye yeni başlarken ki zamanlar peder bey bana cep telefonu almış tabii ben ona kızgınım yaa almadım o telefonu. Aslında babişkom melek gibi biridir de işte daha çok alkolden kendine zarar veriyor; düşüp gözünü başını patlatıyor işte... neyse.

5- Zamanın da arkadaş kazığı yediğim için, insanlara karşı biraz mesafeli olabilirim. Şöyle bir şey var birde; birisine borç vermişimdir, şu zaman geri vereceğim demiştir. O zamanı biraz geciktirince hatırlatmak amacıyla bir derim iki derim, üçüncüsüne artık istemeye utanırım; üzerine bir bardak soğuk su içerim. Ha böylece de o kişi ederini gözümde belli etmiş olur. N'apiim ben de artık "hayır" demeyi öğrenmeye başlıyorum...

6- Hastayken ve gecenin bir yarısı uykudan kaldırıldı isem; domuzluğum tutabiliyor, asabi oluyorum. Aslında sakin ve sabırlı bir insan olarak bilinirim.

7- Hala müziği açıp ayna karşısında dans ediyorum valla :) içeri ev halkından biri dalacak diye çok tırsıyorum ama. Severim dans etmeyi. Bu konuda geçen yaz tatilimde otelin discosunda yediğim naneleri anlatmalıyım...
- oğlum n'apıyorsun sen burda?
+ ııı şey, spor yapıyordum anne...

böyle işte aklıma kabaca gelen şeyler bunlar; daha ne kadar mütevazi olduğumdan v.b. bahsetmedim bilem.

.... ve gelelim kurbanlara; belki aramıza tekrar dönerler umudu ile, hala ara ara merak ettiğim g....... ve aynadaki aksim'i ( lan oğlum aksim insan arada bir ses eder dii mi ama!) mimliyorum gölgelerin gücü adınaaaaaaaaa mim siz de artık!!!...

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Karakedicik tatilde!

sex on the beach!

Tatilden döneli iki hafta olmasına rağmen, malum sebeplerden yazmaya vakit olmadı :/ Okunmamış gazete yenidir mantığından yola çıkarak anlatmaya başlıyorum...

Kalabalık bir grup olarak gittiğimizden planlar tee mart ayında yapılmıştı; kuzenler ve çocukları ile hepimiz dokuz kişiydik. Hoş başta çekincelerim vardı bu kadar kalabalık ile tatilin b*ku çıkabilirdi, ne de olsa aramızda kakasını yaptıktan sonra haber veren küçük bi sıpacık vardı, neyse ki öyle olmadı. Yarımız otomobil ile yarımız otobüs ile antalya yoluna koyulduk.

Gidiş geliş ets otobüsleri ile olunca şunu farkettim; gündüz yola çıkılınca yol daha bir çabuk geçiyormuş gibi geliyor insana. Malum gece iki büklüm uyku modunda olunca yol bitmek bilmiyor. E her iki molada da hacet görüldükten sonra gözler etrafı kesiyor hemencecik; vallahi benim bi suçum yok, gözlerim yalama oldu sanırım dört dönüyor :)

Antalya'ya gidişte zaten kafayı takmıştım, tüm güneşi iliklerime kadar emecektim; ne de olsa esmer bi oğlan olduğumdan hem bronzlaşmam kolay oluyor, hem de bronz bir tene sahip olmak bana çok yakışıyor!!! Ama şu yüzümdeki çillere bir çözüm bulmalıyım sanırım; bronzlaşınca daha bir belirgin oluyorlar, normalde o kadar belli değiller; bi yolunu yöntemini bilen söylesin lütfen yokmu aranızda çilli horoz ya da tavuk?

İkidir tatilde oda arkadaşım benim hemşire oluyor; zaten iş hayatına atılmadan her sene "şuraya gidelim, buraya gidelim" modunda değildik. Sen o kadar bir sene çalış bir hafta tatil yap; yetmiyor, zamanında işle ilgili yanlış tercihler yaptımda neyse. Ama artık bu hemşire beni sıkıyor yaa, valla bulcam birini çıkcam artık onla tatile...

İlk bir iki gün sanki orada 4-5 gün kalmışız gibi bir uzun geldi! Sıkılma durumu hiç olmadı otelde ne var ne yok öğrendikten sonra, ki herşey dahil sistem zaten merkeze gitmeye kalksan yolda ölünü bulurlar bi yarım saat sürer otomobil ile; kalan dört beş gün sürekli şu şekildeydi;

- sabah 8'de kalkış: gece 2'ye doğru disco'dan döndüğümüzden her tarafım ağrısada otelin havuzu boşken 1 saat yüzmeliyim. Suda ayılıyordum desem yeridir :) zaten kahvaltıdan sonra  havuzda kulaç atacak yer kalmıyordu ki!

- 9:30- 10:30; kahvaltı, malum kalabalık olduğumuzdan sabah öğle akşam yemeklerinde hep birlikteydik. 1 saat aç karnı yüzmek feci acıktırıyor; sabah kahvaltısını iyi yapınca öğle yemeğini kavun karpuz yiyerekten es geçiyordum. Asıl bomba az sonra :)

- kahvaltı sonrası; hemen yüzmek olmaz, su jimnastiğine kadar kaydırakta cümbür cemaat kaymaca.

-11:30; su jimnastiği, tatile kadar kilolarımı veremedim ama bu tatilde bombayı patlatıyorum kilo verdim :) gitmeden 1 hafta önce 79 kg idim dönüş sonrası 75 küsür; akşamları daha az yiyorum :) Su jimnastiğini tek kötü yanı, etrafımın koca totolu teyzelerle dolmasıydı; toplasan 40 kişinin 5'i erkek; o 5'in 4'üde çirkin amcalardı. Eh o kalan 1 yakışıklının kim olduğunu söylememe gerek yok herhalde :P

- Yarım saat jimnastik sonrası; havuz oyunları vardı. Derken saat olmuş öğlen! Öğleden sonra 3'ten sonra hop denize! 7'ye kadar denizde kumda oyalanmaca; sıpalar bi kumsalda uyuma fırsatı vermedi yaa! Vallahi bu tatilde öyle kesilecek bir tip yoktu maalesef; otelin yarısı rus ve çocuklu ailelerdi! Erkeklerinden bahsetmeme gerek yok herhalde; sarı sarı göbekli slip mayolu tipler :/ O rus yengeler bu heriflerde ne buluyor anlamıyorum ben!

-Yemek sonrası 23:00'a kadar animasyon gösterilerini izleme; 23:00-00:30 arası barda kuzen ve hemşire ile milleti kesme :P.  Anam bu yabancılar hep böyle açmı! Herşey dahil gece 12'de bitecek diye 5-10 dk. önceden ellerinde  üçer dörder bira götürmeceler felan! Ama onlarda haklı su niyetine içiyorlar birayı; benim limit 3 olunca :)

- 00:30 sonrası; he he he en gımıl gımıl yere geldik; çoluk çocuğu yatırdıktan sonra, başlarında bir büyük var tabii, hafif demli bir şekilde otelin discosuna doğru yol almaca...

tabikisi de arkası çok sonra :) yeter vallahi bi buçuk saattir yazıyorum imla hatalarını kontrol edemeyeceğim.

---spoiler---
Disco'da +18 görüntüler, sahili iki ayaklı kemirgenler bastı, karakedi discoda etrafında rus hatunlar dans ediyuuur!



30 Temmuz 2011 Cumartesi

Karakedi'den 1 adet mesajınız var!

kem küm... Tatilden geleli 2 hafta oldu olmasına da bi türlü oturup tatil maceramı yazmaya vakit bulamadım; eh halen o tatil senin bu tatil benim gezdiğimden olsa gerek. Zaten yeğenlerim gelmiş, onlarla zaman geçirmekten de vakit olmadı. Akşama da bi yakınımın düğünü var tepinmeye gidiyorum vallahi, antalya discolarında her gece tepinsemde kurtlarımı dökemedim be anacım napiim ben! Ayy eş dost içinde de bööle bööle gerdan kalça kıvıramam ki ben yaa, düşünsenize valide oturmuş kenarda sizi izliyor; kadının yüreğine iner maazallah! Dating sitelerinde de şu sıralar iyice bir sosyalleşir oldum, hepsinden bahsedeceğim; çok sonra :) Hadi ben kaçtım. tey tey teeeeeeeeeeeeeey!

7 Temmuz 2011 Perşembe

Beni özleyin anacıım!

Yarından itibaren yazılarıma pardon yorumlarıma yıllık iznimi kullanmam dolayısı ile ara veriyorum... güneşi son damlasına kadar hücrelerime çekmeye gidiyorum... ayy bu sene havuç kürünü uygulamayı unuttum ben! peynir gibi dönmem umarım, sizler için bol bol bikinili fotoğraflar çektireceğim. neyse görüşürüz, öptüm sizi panpişler!!! ;)

3 Haziran 2011 Cuma

Sevgili günlük

Özledin mi beni? İçimi dökesim var ama yazmaya üşeniyorum! belki yarın? ya da sonraki gün görüşürüz arayı soğutmayayım değil mi? :)

2 Nisan 2011 Cumartesi

Sevgili günlük...

Merhaba blog,
seni epey bi boşladım sanırım, affet beni bebişim xoxo! barıştık dii mi? ;) ha iyi o zaman gelelim bana. Aynı tas aynı hamam işte bende bi değişiklik yok. Hani bir ara yılbaşı kararları almıştım ya sanırım onların çoğunu ben tutamadım (mahçup kız smileysi).

Profil sitelerine girmiicem dedim, dediğimin haftasında yine katologları karıştırıyordum "hııım... ayy ne cici... ohh may gaş!... ciyakk!...ıııyyyyyy!", ama artık önceki kadar sık değil; şimdi o sıklığıda bıraktım; aslında girip sadece bir iki isme bakıyorum yaa, bunları da twitter'da da buldum; zaten twitter olmuş sana birer gayromeo, manjam... neyse böyle uzaktan uzaktan takip ediyorum işte... bazen azgınlığım tutabiliyor; happy hourda içtiğim 3 bira sonrası kafa kıyak kendimi cevahir'e attım; ay sorma *ruspu gibi dolandım durdum "hıımm bu gay! bu değil! bu gay! bu kadıııın!"... bi kaç parça bi şey beğendim; üst baş değiştirmeye üşendiğimden hiçbi şey almadan da çıktım, bir bakıma spor oldu. 34'e giderken biride benimi kesti arkamda gelen başkasınımı kesti anlamadım, kalbim bööle pıt pıt diye attı... zaten böyle kaş göz işareti yapanlardan aile babası olmaz kıız boşveer... next(!)

Spor demişken; bu hafta sporu biraz ihmal etsemde, gittikçe bi şeye benziyor kaslarım lan! valla yalanım yok tartıda 79.9'u gördüm! neyse ki 80 değilim! kafamda plan yaptım her hafta 1 kilo versem; 2 ayda istediğim kiloya inerim, tamamdır çözdüm ben bu işi ...Valide hanım ile peder bey'de çok şükür yaz sezonunu açtılarda, en azından şimdi biraz akşamları aç kalırsam biraz da ordan 3-5 bi şey veririm; hemşire sultan (abula) bana akşamları salata yedirmeye kararlı... hergün yediğim pirinç pilavının tadını unutucaam nerdeyse...

Neyse selam verdim borçlu çıktım gibi; şimdilik bu kadar yeter, zaten "ogaybende..." ve "xcoach"un mimleri aklımda! yazamadım diye nasıl üzgünüm nasıl üzgünüm anlatamam, hiç aklımdan çıkmıyor; en kısa zamanda yazıcam...Takip ettiğim bloglara laf yetiştirmekten, seni ihmal ettim... böyle işte yüzün gülsün kız. bak nette dolanırken ne buldum (pucca sağolsun) by...

hın hın hın hın hın hın...

9 Şubat 2011 Çarşamba

Nasılıııım?...

-Zevkler ve renkler...-
-Maskeleri çıkaralım-
-İçimde kelebekler uçuşuyooo-
-Nasıl desem?-
-Hişşşt!!!-
-Yok bişii!-
-Pufff!-
-karakedi-
-Uzun ince bir yolda...-
-Eneem! n'oluyor orda?-
-Ednan! Sandığın gibi değil, izin ver açıkliim!-
;)

29 Ocak 2011 Cumartesi

Mim- "Batıl inançlar"

Vallahi biri mim'lemese buraya yazı yazacağım pek yok! Allah'tan birileri mim'liyorda üç beş bir şeyler click'liyoruz; işten eve gelince biraz dinlenme biraz nette gezinme derken bir şeyler yazmaya üşeniyorum, ancak hafta sonları yorgun olmayacağım da yazacağım! Kocaman bir kııııh bana! Daha erkekler konusunda zevksiz kuzenlerimden ve xcoach'tan bahsedeceğim. Bu sefer mim'leyen Aynadaki Aksim.

Mim'in Konusu : Mim batıl inançlarla alakalı bir yazı yazmak.

En baştan başlayalım; ilkokula gittiğim dönemler... Aslında ne kadar batıl inanç, hurafemsi ne varsa tee o zamanlardan itibaren çevremizden zihnimize yerleştiriliyor. Pek tabii küçük, saf olduğumuzdan bunlara kolayca kanmamız kaçınılmaz; en azından ben böyle kandım şöyle ki:

Hayvan ölüsü görmek: Neyse ki bu geçmişte kaldı. İlkokulda ki çocuklar arasında yaygın olan bir şeydi; bilenler bilmeyenlere bu saplantıyı bulaştırırdı. Ya hayvan ölüsü ya da fare ölüsü gördüğünüz de (tam emin değilim) saçınızı tutup gökyüzünde uçan 3 tane kuş görmeniz gerekiyordu. Kuşları buldunuz buldunuz yoksa mıçtınız! El saçta hem aptal ve komik durumuna düşmemek için başkalarına çaktırmadan saçınızı tutmaya devam ederdiniz; hem de hayvanın gece rüyanıza girmemesi için kuş arama telaşına düşerdiniz. Petshop'lardaki kuşlar sayılmıyor! İllaki uçması lazım. Ha eğer hava yağmurlu ise moku yediniz, yağmurlu havalarda kuşların hepsi bir yerlere tünemiş oluyordu. O zamanlar her yer betonlaşmamış olduğu için evin yanındaki boş arsalarda oyun oynarkene denk gelebiliyordunuz ölü farelere. Şimdi na mümkün! Orta okula kadar bu böyle devam etti.

Cips kola kilit (hem de "özel"): Aslında bunun batıl inançla bir ilgisi yok, eski dosyaları karıştırınca aklıma geldi. Bunu artık kim icat etti ise herifin kafası ticarete çalışıyormuş! Şimdi kesin "İyi günler efeeem! Gözünüzün üstünde kaşınız olduğu için bizden 1000 kontör kazandınız, ama bunu alabilmek için bize 250 kontör göndermelisiniz" diye mesajlar atan bi yerin başındadır. İki kişi aynı anda, aynı kelimeyi söylerse; sihirli cümle olan "Cips kola kilit"i ilk söyleyen kişi diğerini kitliyordu; artık konuşmanız yasak. Konuşabilmeniz için birinin adınızı telaffuz etmesi gerekiyordu.Yook! ipne bir de "özel" sıfatını eklerse; artık siz o kişinin insafına kalmışsınızdır. Kitleyen kişi isminizi anarsa konuşabilirdiniz; ya da al bir "cips ve kola" istediğin kadar konuş. Zaten her şey bedavadan bir cips ve kola içindi. Ismarlayan saftirikler vardı, olayın saçmalığını anlayacak yaşa gelincede "s*ktir"i çekiyorlardı.

Cep'e tuz koymak: O zamanlar 12-13 yaşındayım, büyük abulam evleniyor; klasik evlenme ritüelleri... Kırmızı kurdeleyi abulamın beline ben bağlamıştım; şimdi bu davranış kadını küçültücü gelse de o yaşta çoğu şey çevreden empoze edilirdi, kaçacak yerim yok! Evden çıkmak üzere hazırlanırken valide hanımın eli cebime gitti; bi baktım bir tutam tuz? Hiçbir anlam verememiştim; sanırım o gün o kadar güzel idim ki beni kem gözlerden korumak istemişti. Bir de bunun dualar eşliğinde tuz çevirme versiyonu var; sadece kulaktan dolma bilgiler.

Götü kaşımak: Bunu şaka mahiyetinde yakın eş-dost arasında bazen derim, bazen yaparım. Çok şık olmuşsunuzdur işte nazar değmesin diye birisi "götünü kaşı kızz!" der, siz de kaşırsınız. Amaç nazardan korunmak; sanırım bu yöresel bir batıl inanç.

Başkasının elinden bıçak almamak: Hadi unuttun aldın diyelim, bi de bıçağa "pühh" diye tükürülür "-ayyy! iğğreaaançsın valide iğreaaanç!". Bir tanıdıktan bununla ilgili mantıklı bir açıklama işitmiştim; bıçak bilindiği üzere metal, ve metaller de elektriği geçirir. Elektriği geçirdiği gibi başkasının negatif enerjisi de size bıçak vasıtası ile geçebilir. Yani arkasında parapsikolojik bir şeyler olabilir...


Eşiğe basma: Bu konuda rahmetli babaannem ve eski evin tahta eşiği gözümün önüne geliyor. Niye basmamam gerektiğini bilmiyorum, o da bilmiyordu sanırım. Herhalde evin içine ayakkabıdaki kir, toz, çamur girsin istemiyordu.

Ellerini birbirine geçirip oturunca kısmetini bağlamak düşüncesi: Valide hanım bu konuda bana bazen fırça çeker "ayy! ne alakası var be kadın! inanma böyle şeylere" derdim.

Tahtaya vurmak: Bunu hala yaparım mesela, aklıma sevdiklerimle ilgili bazen karamsar şeyler gelir; "saat kaç oldu hala aramadı, gelmedi" deyip endişeye düşer bir yandan da kulağımı çeker "muccuuuks!" yapıp içimden de "Allah korusun! Şeytan kulağına kurşun..." x 3 kere derim. Agnostik takılan biri için çok mu muhafazakar takılıyorum acep? Farkındaysanız çoğu çocukluğumdan kalan; aile, akraba büyüklerinden, aktarılan şeyler. Zaten bizimkilerden bazıları da falcılara, yıldızlara bakan hocalara gider! Doğru tahmin ettiniz bende kahve falını merak edenlerdenim; maksat muhabbet olsun.

Karakedi: Ve geldik asıl assolistimize!

Karakedi görmek uğursuzluk sayılırmış! Hadi beh! Tamam çocukken karakedi gördüğümde saçımı falan çekmişimdir, ama belli bir olgunluğa erişince bu düşünceden uzaklaştım. Hollywood sinemasının da bu düşünceyi körüklemesi yok mu! ayhh! Zavallı hayvan! Bir yakınımızın karakedisi vardı; diğer tüm kedilerden bir tek o hoşuma gitmişti; hayvan o kadar cool ki, gereksiz şımarıklıklar, aptallıklar yapmıyordu; görüntüsü güzelliği ile simsiyah bir jaguar'dan farksızdı. Anı ölümsüzleştirdiğimiz bir pozumuzda var birlikte çekildiğimiz. Karakedilere diğer kedi türlerine göre sanırım biraz pozitif ayrımcılık yapıyorum; toplum tarafından "uğursuz" diye yaftalanıp, ötekileştirildiğinden olsa gerek. Zaten "karakedi" rumuzunu kullanmamda ki nedenin altında da bu yatar; eşcinsellerin de toplum tarafından ötekileştirilmesi. Oysa her ikisinin de sevgiye o kadar çok ihtiyacı var ki. Sanırım bu yüzden sahil kenarında evin bahçesinde ki karakedinin hatırını bizimkilere soruyorum; bu hayatta yoldaşlık yapıyoruz birbirimize, valide hanımın tüm muhalefetine rağmen. Resimdeki kim mi? Tarla kedisi "müjü"...