30 Aralık 2010 Perşembe

Bir rüya görür gibi seninle bulutlara uçtuğumda...


Bugün güne pek bir huzurlu ve mutlu bir şekilde uyandım. Sebebi gece gördüğüm rüya; anlattıklarımdan psikolojik analiz yapanı öperim!

Rüyalar açısından şanslı sayılırım, herhalde şu son 10 senedir kabus gördüğüm rüya sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Ama çocukluğum öyle değildi gece yarı uykulu bir şekilde odanın içindeki eşyalara bakınca; gördüğüm şekilleri insan yüzlerine benzetirdim, çocuk olmanın etkisi ile hayalgücü tavan yapıyor tabi. O geceler yorganı başıma geçirir, nefes alıp verirken bile çok sessiz olurdum; taki yorganın altında soluksuz kalana ve ter basana kadar yorgan çekili dururdu. Belki de şimdi kabus görmüyorsam sebebi bilinçli bir şekilde korku filmleri izlemiyor olmam olabilir; zaten denk gelince çok afadersiniz ödüm mokuma karışıyor, resmen gerim gerim geriliyorum.

Gelelim dün geceki rüyaya. Aslında başı pek hoş değildi, sokakta genç insanlar toplanmış bir yerde ölü bulunan insanlardan bahsediyorlar. Söylentiler dolaşıyor "eşcinsellermiş..." falan fıstık, neyse orada fazla beklemeden yoluma devam ediyorum. Devam ederken yanımda birisi, gün boyu keyifli olmama neden olan kişi. Günlük hayattan birisi değil. Sadece bir rüya. Birlikte yan yana yürüyoruz, aramızda bir samimiyet var; neden bilmiyorum ama kendimi onun yanında huzurlu hissediyorum, rüya bu! olaylar hızlı gelişiyor ve birbirinden alakasız kareler...
Neyse, gittiğimiz yer terzi dükkanı gibi bir yer; iki kadın var ikisi de yorgan dikiyor. Biri annesi biri teyzesi; esmer oğlan annesinin yanında duruyor. Ben de kenarda çekingen halde beklerken teyze beni tanımak amacıyla birkaç soru soruyor. İşte orada anlıyorum oğlanla aramızda ciddi birşeyler var ki bunlarda oğullarına uygunmuyum değilmiyim diye beni tartıyorlar! Ayy görücüyemi çıktım ne! Derken o sahne orada bitiyor. Bu arada oğlan 41! yaşındaymış akademisyen ve Amerika'ya gitme gibi durumları da var. 41 yaş denince gözümün önüne oğlanın dökülmüş saçları geliyor; ama rüyanın başında saçları yerli yerindeydi, neyseki yaşını göstermiyor diye aklımdan geçiriyorum, bir de benim yaş takıntım; zorlasan +/- 4,5 falan yani; 10 küsür yaşta fazla yahu; yaşını söyleyince kelliğini gözümün önüne getirip, beynim beni uyarmayamı çalıştı yoksa?... Yan yana yürürken ki huzurlu ve mutlu hissettiğim birkaç saniye güzeldi...

Sonra başka bir kareye geçiyorum;Desperate Housewives'taki wisteria lane gibi bir sokaktayız, rüyaya pembe tonlar hakim. Biri hamile yaşlıca iki kadın; lezbiyenlermiş. Doğurmak üzere olduğu için eve giriyorlar, ben de merakla eve yaklaşıyorum, ama doğuran kadın değil bir süs köpeği; ve yavruları da hamster gibi birşey! Zaten rüya bu mantıklı birşey beklemeyin. Neyse yaşlı kadınlardan biri kollarını yukarı kaldırmış sallaya sallaya, salına salına sahile doğru yürüyor... derken kadın gidip devamın da engelli bir genç delikanlı ile rüyam devam ediyor. Bu genç denize giriyor; ben de bu genci takip ediyorum "yüzebilecek mi?" diye endişe içindeyim, anaç duygularımın etkisindeyim sanırım, bir-iki kulaç atınca rahatlıyorum. Deniz 2-3 metre falan; duru ve dibindeki çakıllar gözüküyor, ve de soğuk olduğunu hissediyorum denizin. Başka da yüzen kimse yok , ben de suya girmiyorum zaten. Derken rüya bitiyor, hatırladığım bu kadar.

Uyandığımda ayaklarımın üşüdüğünü farkediyorum; açıkta kalmışlar, gecede soğuktu zaten, bu gece çoraplarımı giyip yatıcam; ayaklarımı ısıtmak içinde zaten sabah kalkmaya üşendim. Denizin soğuk olduğunu hissetmem, ayaklarımın yorganın dışına çıkmasından dolayı imiş yani...

Kendime out olmadan önce eşcinsel temalı rüyalar pek görmezdim, görsem bile eşcinsel olan genelde başkaları olurdu, bir münasebetleri olmazdı benle. Ama kabul ettikten sonra bırak münasebetleri, kamyon devirmeleri(!) rüyamda bile birkaç kişiye out oldum; eşcinsel olduğumu kabul ettiğimin ilk zamanlarında...

Böyle işte, rüyada olsa o birkaç saniye hissettiklerim güzeldi...

9 Aralık 2010 Perşembe

"Unutup acımı, alıcam öcümü…"

“Unutup acımı, alıcam öcümü
Asıl o zaman görecek gücümü
Onunda yerini biri dolduracak
Kadere inanırım olacak olacak…”

demiş böyük(!) ozan Demet Akalın. Bir iki defa radyoda denk geldim ve şarkının bu kısmına takıldım kaldım. Kadının şarkıları hakketten de terk edilen aşıkların yanaşacağı bir limanmış, terk edilince anladım… Bir süre profil sitelerinden bahsetmece yok, part_3’ü yazacağım bir ara, başka şeylere değinelim önümüz yeni yıl malum! Yeni yıl demek; yeni kararlar al, sonra da o aldığın kararların hiç birini yerine getiremeden çöpe at demek! “A-a-aaa… bir yıl nasıl çabuk geçti yeaaauv!” diye tekrar bir yeni yıl gelir ve tekrardan bir “yeni kararlar” alma süreci; kısır bir döngü halinde yaşanır. Her sene abla-kardeş yeni kararlar alırız; spor yapıcaz, sanat yapıcazz deriz sonra da onları unuturuz, o unutkanlıkla yeni yıl da tekrar aynı kararları alırız… Asırlarca bu böyle gelmiş, alın alın yeni kararlar iyidir iyi!..

Terk edilmem şöyle oluyor;


Gay profil sitelerinden arkadaş aramayı bıraktım ya, kalbim sanki yar’dan ayrılmışçasına bana trip yapıyor. Bir Bridget Jones havaları ki sormayın! En dibe vurmadan önce abur cubur ne varsa yenir, bütün depresyona bağlayan aşk acısı barındıran şarkılar dinlenir, kişisel gelişim kitaplarına hücum edilir, salya sümük ağlanır yaa… Ha işte ben o ilk üç aşamayı geçtim, pardon ama durduk yere niye ağlayayım; o kadar da saçmalamayım hani. Şarkı da tam intikam şarkısı hani; sevgiliniz sizi daha çıtır başkası için terk eder, siz de intikam almaya yemin etmişsinizdir; aylar sonra karşısına çıtır olarak çıkarsınız falan… ex-sevgili sizden gözünü alamaz, pişmandır yavşamaya başlar falan… işte orada ego tavan yapar “sefaaam ossun! Hıh!”…

Neyse işte en dibe vurduk ya, şimdi yüzeye çıkma zamanı. Önce aldığım kiloları vermekle işe başlamalıyım, dedim ya bir ara “tontiş” olma meselesini ele almalıyım diye; iki gün önce tartıldığımda 78 kilo olmuşum! Şhit!!! Tartıdaki rakamları görünce dumura uğradım, daha tartılmadan üç hafta önce 76 kilo idim. 75 kilo civarlarında dolaşırken göbeğimi içeri çekip yolda yürüyünce gayet fit bir görünümüm vardı. En son bana “gayet fit görünüyorsun” dediklerinde 68 kilo idim ve askerden yeni gelmiş idim. Yeni yeni yediklerime dikkat ederek kilomu kontrol altına almaya çalışıyorum; pirinç pilavına ve makarnaya bir süre veda etmeliyim sanırım, ayy pilav ve makarna yemek benim için hava solumak gibi bir şeydi. Her gün pilav yediğimi anca birkaç ay sonra fark ettim; o derece körkütük sevdalıyım pirinç pilavına, şu sıralar aramız limoni… Yeşile döndüm. İlk olarak acil uygulamaya soktuğum plan bu, menüyü yeşile döndürmek; brokoli, semizotu, ıspanak, karnabahar… Zaten uzun bir süredir fast food tükettiğim yok, iş yerinde hep ev yemekleri yiyorum, sabah kahvaltısı niyetine aldığım 2 adet peynirli poğaça ya da veda. Ama tüm bu çabalarıma rağmen önüme engeller çıkmıyor değil; valide hanım ve peder bey sezonu kapatıp eve dönüş yaptılar; haliyle akşamları validenin yemekleri evde beni bekliyor! “-Yaa, yemek yapmasana be kadın! Senin yüzünden kilo alıyorum” valide hanım hemen cevap veriyor “Hıı- hı yemeklerimden kilo alıyon! Ben sana demiyom mu? Oğlum kola içme!, akşamları ıvır zıvırı pohu püsürü yiyince kilo almıyosun da benim yemeklerimden kilo alıyosun! Pis şeyleri yiyeceene benim yaptığım sağlıklı şeyleri yee, ceviz, fındık, pestil…” Evet evet onları yiyeyim de düz duvara tırmanayım; azdırtmaya niyetli sanırım. Neyse havalar bir an evvel ısınsa da onlar da tekrardan sahil şeridine gitseler off!

Yemek konusunu iki hafta kadar rayına oturtabilirsem; ikinci adıma geçebilirim sanırım:

“Nefes alıyoruz bir-ki, nefes veriyoruz üç-dört…”


Geçen sene eve bir o kadar spor aleti aldım; kondisyon bisikleti, dambıl, ab rocket denen mekik zımbırtısı, bilekleri güçlendirmek için el yayı, Ebru Şallı’nın da kullandığı plates minderinderinden… 2009’da post’ladığım yazıya bakarsanız tekrar bir “spor yapıcam” diye ütopik bir hayale girmişim. Eee sonuç! Tam işler rayına girecekken 3-4 hafta sonra “ boyun” sen tutul emi! 1 hafta boynu bükük küheylan gibi dolaştım! Sonrası fizik tedavi tabii; doktora söyleyince “Doktor civanım! Spor yapmaya devam edebilir miyim?” diye, adam gözlerini ayırıp “Olmaz” gibisinden bir bakış attı… Eh yaz başlangıcından beri tüm aletler tozlanmaya yüz tuttu… Şimdi yeniden aletlerin tozunu almalıyım; ama sadece bisikletin; tek tük 15 dk yavaştan çalışmaya başladım. Ama benim asıl işimi görecek olan spor yüzme; şöyle yakınlarda adam akıllı olimpik havuz bulamadım, bir yerde var tamiratta! Hem boynum içinde iyi gelecek; zaten boyun meselesi mesleki sebeplerden dolayı, ilk kez başıma gelmiş bir şey değil; sonunda 1 hafta yamulmuş bir durumda gezince doktor yolu göründü. Uygun bir havuz bulursam slip mayo giymiş dady’lerden de bahsederim denk gelirse inn-şallaaaah!

3. Adım; “Dişçi ebemi değil ama beni feci mikecek!”
20’lik dişlerle başım dertte! 30’luk karı oldum adam oldum hala 20’likler ağzımda; yamuk çıktığı için ikisinin de çekilmesi zaruri ve bu tip işler bir cerrahi operasyon ile oluyormuş! Vay anam vayy! Geçen ay zaten arkalardan bir yerlerden bi dişimi çektirdim; 3-1= kaldı 2 çekilecek diş. Yılbaşı sonrasına mı bıraksam yoksa aralık ayında birini çektirsem mi emin değilim? İşler de yoğun. Geçen çektirmek için gittiğimde; adam tabii dişi uyuşturdu, aldı eline kancayı…hın hın hın hın hın hın hın… başladı dişimi oymaya, ben; “AAAAAAAAAAAGGGGGGHHHHH!!!*@*!”…

demedim tabii; adam dişimi kerpetenin ucunda gösterince, dişimi çektiğini o zaman anladım; hiç bir şey hissetmedim. Ne bileyim uyuşturucunun etkisi geçince mikileceğimi! Ertesi gün bir kırgınlık ve hafif ateş, bir bulantı; sandım gebeyim! Sonra Meryem Ana’nın başına gelen şey ilk ve sondu! Benim başıma da gelecek hali yok yani na-mümkün o açıdan… Bakalım bu sefer ne olacak! Operasyon için başka bir dişçiye gideceğim. Neyse ki dişçi korkum yok! Alayı mikse tın! yaani… Çekimler bittikten sonra sıra albüm kapağına gelecek; diş taşları ve diş beyazlatma; sigaram yok ama su niyetine çay içen biri olduğum için dişlerin rengi “etek sarı sen etekten sarısan! saarı…” dan da sarı… iğğreeeaaaanç!

4. Adım “ Sanatımla gündeme gelmek istiyorum!...”


O kadar süre profil sitelerinden birini düşüremeyince, olmayınca olmuyor demek ki; zorlamamak gerekiyor… Hatim ettiğim onca kuantum düşünce kitabına göre çok fazla bir konuda arzuda bulunmak, o istediğiniz şeyin size ulaşmasını engelliyormuş. Yanii istediniz mi bir şeyi bi süre! Şimdi salın onu bırakın gitsin evrene (ciddiyim), evren sizin o enerjinizi alsın; bir süre o konu hakkında düşünmeyin peşinden koşmayın…İstediğiniz şey size doğru çekilecekmiş. Benim yapacağımda 2011 yazına kadar o olacak! Profil sayfalarından uzak durmak! Hatta mürebbiyelerin sıkı bir denetimde bulunduğu eşcincoş forumuna bile hafta da 1, bilemedin 2-3 defa girmeliyim! İşte bu nedenlerden ötürü kendimi kariyerime adıyorum; hem yıldızlar da bu sene burcum hakkında iyi şeyler diyor… Tıpkı gay olduğumu kendime itiraf etmediğim zamanlardaki gibi başımı sanatıma gömücem!..

Six months later, işler istediğim gibi gitmezde aldığım kararları uygulayamazsam, alttan girip üstten çıkabilirsiniz serbest...Bekle beni 2011!

“Unutup acımı, alıcam öcümü
Asıl o zaman görecek gücümü…”

6 Aralık 2010 Pazartesi

Gay profil siteleri hakkında…part_2

Gabile beklediğim gibi çıkmayınca e pek tabii ben de yeni arkadaşlık(!) sitelerine yöneldim. Beklediğim neydi peki? Sitelerde 3-5 kişi de olsa baştan aşağı cıbıl kalmamış, orasını burasını açmamış, teşhir etmeyen giyinik, ağzının laf yaptığını profil sayfalarında gösteren tiplerdi. Giyinik tipler bana daha bir çekici geliyor nedense? Yani insanda bir merak uyandırıyorlar; “-Acaba bu tişörtün altında ne var?” diye düşünmeden edemiyorum hele birde polo yaka tişört giymişlerse gerdanları gözükür; o yaka açıklığından tanrım! Ayy tamam! Alt kısımlarını da merak ediyorum. Ne var ha! Neyse bu burada kalsın gittikçe fetişlerimi keşfediyorum sanırım, konu profil siteleri idi; laf lafı açıyor işte…

Derken Manjam’ı keşfettim; tamam burada da çıplaklar vardı ama daha bir estetik sınırlar içerisindeler, hepiside taş gibi me-aşallah ya habibi… İlk başlarda ben de fotoğraf koymaya çekindim, yani ne biliim sanırım sağda solda bir gören tanıdık falan beni ifşa eder diye kafamda geçiriyordum. Sanırım henüz “coming-out” olmaya hazır değilim. Neyse üye oldum, tabi ilk zamanlarda profilimde bir resmim yok gelen gidende yok haliyle. Askerden geldikten sonra siteye ayırdığım zaman gittikçe artmaya başladı, profil izleme sayısını 40 ‘ta tutmaları olmamış hani. Birkaç resmimi yükledim; yüz gayet açık, boydan bir foto; tontiş olmadığımı görsünler diye, şu tontiş olmak meselesi üzerine değinmeliyim bir ara. Tabii ilk başlarda bir heyecan var gelecek tepkileri merak ediyorsunuz. Sanırım sitedeki herkes ekranın başında kendisine mesaj gönderilmesini bekliyor. Yani tamam fotoğraflarım da totomu, oramı buramı göstermiyorum diye de insan bir “merhaba” dememezlik etmez hani… Baktım olmayacak ben de beğendiğim profillere yıldız yağdırmaya başlıyorum; gayromeo’da ki ayak izi gibi bilmeyenler için. Tabii beğendiklerime 2 yıldız veriyorum, 2 yıldız sevimli-tatlı şey anlamına geliyor. Yükseldikçe sexy-hot-woof diye tanımlanıyor. Tabi ki bu tipler bana çekici gelmiyor; çoğu cıbıl bunların, kötü yola düşmüş bunlar anacım! Ben bile kurtaramam, hem zaten öylelerinde çocuklarımın babası olacak bir tipte yok! Ahh! Ama benden 2 yıldız alanlar öylemi? Gayet efendi, profil sayfalarındaki yazılanlardan da akıllı oldukları belli olan, iyi aile çocuğu tipleri ilgimi çekiyordu. Bir nevi “Clark Kent” görünümlü tipler; saçını şekilden şekle sokmayan tipler. Hem belki de o görünümün altında bir sperman yatıyordur kim bilir? Sadece yatakta kötü şeyler yapmaları kabulüm de, günlük hayatta bir karıncayı bile incitmesinler; çevreci olsunlar, kedileri köpekleri sevsinler, 34’te hamilelere ve yaşlılara yer versinler falan filan fıstık… Ayy severim ben böyle tipleri…
Belki de profil sayfamda hakkımda kısmına yazdığım bilgilerde insanları korkutmuş olabilir. Neyse buradan aklımda kalan; birkaç kişi ile yazıştım, yüzyüze tanışmayı istediklerim oldu, ama kısmet değilmiş.

İlk aşkı burada tattım diyebilirim. Aslında bırak aşk kelimesini “salak”lığımı diyelim, daha doğru olur. O sıralar halen kezbanlığımın etkisindeyim; hatırladıkça yüzüm kızarıyor kendime “-salak salak salak!” deyip duruyorum. Bu yıldız bıraktıklarımdan biri geri dönüş yaptı… Birkaç mail sonrası baktım sohbet doğal yollardan gelişiyor, yazışmaya msn’de devam edelim dedim… Sonrası; varsa okuyanları çatlatmak gibi bir niyetim yok ama uzun uzun mail yazışmalarını içeriyor; mailler hala duruyor, devam etmem için mailleri tekrar okumam gerekiyor. Ama yazışmaları bitiren benim “-Anneye selam söyle! Şaka şaka kalpten gitsin istemem kadıncağızın, boşver söyleme” lafı oldu sanırım. O günden sonra bir daha da ses çıkmadı heriften, üniversitede hoca idi. Dilimin kemiği yok sanırım. Arada bir ağzımdan söylememem gereken şeyleri şaka yollu kaçırabiliyorum. Cısss bana!

Yine böyle profiller arasında dolaşıyorum, hoş tipleri yıldızlıyorum falan; ki belki geri dönüş yaparlar, hani derler ya “kız kısmısı ağırbaşlı olmalı” falan işte öyle takılıp mesaj gönderirler umuduyla beyaz atlı prensimi bekliyorum. Anacım yıldızladıklarımın hepsimi aynı lafı işitmiş! profilime bakanlardan ses soluk yok; tipleri de öyle ağım şahım birşey değil, rahat tipler, hafif toplu, non-atletik, mürekkep yalamış etmiş görünümünde olan kimseler…Böyle birkaç tipi favorilerime ekledim, bazılarıyla tanışma talebinde de bulundum; topu topu bir elin parmak sayısı kadar kişi anca bana hitap ediyordu. Bunlardan ses çıkmayınca; “-eh peki madem totonuz bu kadar kalkık” deyip favorilerime artık fake ötesi tipleri eklemeye başladım, bunların yazım dilleri hoşuma gidiyordu; resmen profil sayfalarını dalga geçmek amaçlı oluşturdukları bariz belli; “gayanası”, “zırılerkeksi” gibi rumuzları vardı. Tüm hoşuma giden reel tiplerden de dağıttığım yıldızları geri topladım.

Aramızda yaş farkı olanlar bana hitap etmese de, sadece sohbet etmek amaçlı birisiyle yazışmaya başladım, çocuk tam hoşlandığım tipte, ama benden 6 yaş falan küçük; seks odaklı bir karakterim olsa yaşa başa bakmadan girişirdim sanırım. Ama kahretsin ki öyle bir tip değilim, duyguların hiçe sayılmadığı bir şeyler aradığımdan olsa gerek, yaşıtlarımla ritmimiz daha uyumlu olur gibi geliyor… Ben buna durumu izah ettim, sadece sohbet etmek niyetinde olduğumu, hem farklı illerde idik; sevişmek na-mümkün. Baya açık açık konuşuyoruz, aileden, etnik kökenlerden, kariyerden, eşcinsellikten… belki mektup arkadaşı oluruz (burada gülüyorum, kendimi ilkokulda gibi hissettim; mektup arkadaşı falan). Gel zaman git zaman ara ara msn’de kısa sohbetler yapıp arada bir merhabalaşıyoruz, cam’da açtık ama o "klasik cam atraksiyonu” yok tabii.

Birgün porno sitelerin birinde buna denk geldim; resmen başımdan aşağı kaynar sular döküldü diyebilirim onu görünce. Başta gözlerime inanamadım, ama gömleğinden tanıdım; yalnız beni asıl rahatsız eden ilişkiye girdiği anda baştan sona kadar mayışmış bir halde olması idi. Uyuşturucu bir şeyler verildiği belli idi, kolunu kıpırdatamıyordu; resmen içim cız etti; aklımdan “acaba bunu kandırdılar mı?, haberi olmadan buna bir şeyler içirip gizli çekimmi yaptılar yoksa” diye şeyler geçiyor. Bu merakıma biran önce son vermek için msn’i açıp bunun gelmesini bekledim, keyifsiz bir halde. Belki bu durumdan haberi yoktur, en azından haberdar edip uyarmak için… Bağlandık, buna yavaş yavaş durumdan bahsediyorum, “internette sana benzeyen birisinin videosunu gördüm”… kısa bir duraksama sonrası “seks videosunu diyor olmalısın”…”evet, kameraya çekildiğinden haberin varmıydı?, kendinde değil gibisinde?”… “ha evet, birkaç bir şey almıştım; yoksa bunu yapamazdım sanırım, kendi isteğimle yaptım, haberim var yani”… neyse en azından kendi istemiş… “3-4 yıl önce idi zaten bir seferlik bir şey oldu, bir daha da yapmadım; cahillik gibi bir şey,şimdi pişman olsam da yapabileceğim bir şey yok…” ben de tabi bir hayal kırıklığı; görünüm aldatıcı olabiliyormuş. Ama yinede onun tercihi idi “tüü, seni kaka şey!” diyecek halim yoktu! Kim bilir nasıl bir durum ve ortamda bulundu ki öyle bir şey yapmak zorunda kaldı; hayatın bizi nelere zorlayacağını bilemeyiz. Üniversiteyi iyi bir okulda istediği bölümde okumak gibi bir hayali vardı, umarım olmuştur… msn’e pek girmediğim için uzun bir süredir denk gelemiyorum, en azından yine merhaba deyip hal hatır sorabilirim… Umarım her şey gönlünce olmuştur, ne diyeyim; hayat herkese her an sürpriz yapabilir, kimseyi yargılamak bize düşmez… Tabi ki de hakkında daha fazla detay veremem…

Ayy neyse! Dağılsın efkar bulutları!... İşte sohbet ettiğim 3-5 kişiden aklımda kalan bunlar, yukarıda yaptığım “salak” lığa da bir zaman değinirim… Özetle Manjam’da işler çok kesat ama Gayromeo öylemi?.. Gabile ile Manjamın karışımı gibi bir şey; ortam daha hareketli, ayak izi bırakanlar falan filan… part_3’te görüşürüz.

30 Kasım 2010 Salı

Gay profil siteleri hakkında...part_1

İlk tanışmam doğal olarak eşcinsel olduğumu kabul ettiğim zamanın sonrasına denk gelir… şu sıralar profil hesabımı tekrardan etkisiz hale getirdim ve 2011 için aldığım kararlardan biride bir süre profil sitelerinden gay’den guy’dan uzak durmak (benden uzak duramayan gay’lere hayır demem lol). Artık bir bıkkınlık geldi, çok kısmetsizim çok! Neyse profil siteleri ile olan son dönem ilişkime kronolojik sıraya göre tekrardan döneceğim…

Aslında eşcinsel (ya “eşcinsel” yazması uzun bundan sonra “gay” diyeceğim kapiş?) olduğumu kabul edene kadar hiç gay, sözüm ona arkadaşlık, siteleri hakkında hiçbir fikrim yoktu… tamam man at play hakkında bir fikrim vardı ama, kabul sonrası çift olma dürtüsü ile kendime cici arkadaş(lar) edinmek üzere bu sitelere girdim…
İlki Gabile idi; siteye üye oldum tabi henüz fotoğrafımı koyacak göt yok bende. Şöyle bir ortamı gözetlemekte fayda vardı, ne de olsa ortam hakkında fikir sahibi olmadığım ve de henüz 4 aylık bir kezban olduğum için insanlara biraz şüpheyle bakmam normaldi. Sağolsun 3.sayfa gazete başlıkları;

“- eşcinsel ilişki de bulunduğu adam tarafından kırk yerinden bıçaklandı…”
“-bana eşcinsel ilişki teklif ettiği için öldürdüm…”

Fotoğrafımı koyamıyorum madem; hem zaten bir türlü 60 derece sağ üst köşeden fotoğrafımı çekmeyi beceremedim, bende nelerden hoşlandığımı, izlediğim dizileri ; “imam bayıldı” yı valide hanım kadar iyi yaptığımdan bahsediyorum (imam kısmı “şaka” yok öyle bir şey, valide hanım o konuda elime su bile dökemez, üzülmesin diye öyle diyorum) v.b. hakkımda bilgi veriyorum ki kafa dengi birileri denk gelirde “-merhaba” desin diye… neyse profilleri geziyorum; dumurlardan dumurlara uğruyorum resmen, herkes totosunu orasını burasını gösteriyor… a-aaa ne ayıp!
“-Yok yaa ben böyle değilim! -Ailem beni iyi bir kız olarak yetiştirdi; kerhane karısı değilim ben…” dedim. Ben kendime dedim bunu; haa bu arada kerhanede çalışan gerçek ablalara da Allah kolaylık versin, yaptıkları zor iş; envai çeşit insanı memnun etmek kolay değil, delisi var, hırlısı-hırsızı var, katili, sapığı var… zor iş, beden işçisi olmak… biraz da genel profil tiplerinden tırsarak oradaki defter, ilk sayfayı çevirdikten sonra kapandı. İlk sayfa;

Çok sevimli idi; cute-casual arası,benim gibi iyi aile kızı olduğu belli idi. büyük heyecanla bir “-merhaba” dedim, yaa sahte bir hesaptı; ya da oğlan 3. sayfalara çıktı haberim yok. Üye olduğum 2 hafta boyunca online olduğunu görmedim; al yazmalım bal dudaklımın… köpeciği ile çekilmiş bir resmi vardı çok cici idi. Bir süre forum sayfasında; yüzlerini görmediğim insanlarla sohbet ettim, Sonrası da zaten askere gittim ( onlarca erkeği başka nerde bulacanız!), komtan “-normalde kızları askere almıyoruz, ama senin için bir güzellik yaptık!” dedi de; bende askere gitmeye razı oldum.

Manjam; oyyiişşş! Ey güzel allah’ım ne güzellikler yaratıyorsun! Yaratıyorsun da! Bunların totosu niye bu kadar kalkık! To be continued anacım, az sabır! 10 parmak yazmayı yeni yeni öğreniyorum…Part_2 ile devam edeceğim.

28 Kasım 2010 Pazar

Tekrardan merhaba...

Vallahi nasıl giriş yapsam diye düşünürken , şu ilk satırları bile seçmekte zorlanıyorum... Sanırım bu kadar ara vermemin sebebi, sanki çok birşey yazmış gibi, "nasıl bir blog oluştursam?" mın yanıtını verememem. Geçen sene neden bir blog sayfası oluşturma hevesi içerisine girdiğimi gayetin iyi hatırlıyorum... Askerden geldikten sonra, ki sene 2009 haziran, çift olma dürtüsüyle gay profil sitelerinde dolandım durdum... Dolan dolan nereye kadar! Geçen 6 ay boyunca profil sitelerinden bir ekmek(!) çıkmayınca;
"- aman bee! kısmette varsa olur"
deyip ilk, ve son, adımı atıp blog sayfasını oluşturdum.

Aslında amaç biraz da her defasında yeni tanıştığım, yazıştığım insanlara tekrar tekrar kendimden bahsetmemek; girsinler blog sayfama hakkımda bir fikir edinsinler, samimi gelirsem bir "-merhaba" desinler aksi olursa hiç oralı olmadan uğrayıp gitsinler... Sonra taa lisede yine bir günlük tutma ihtiyacı hissetmiştim; ailevi nedenlerden ötürü, hatta gayet iyi hatırlıyorum 2 sayfa karaladığımı. Ama karalarken aklımda "-ya ablam, veya bir başkası bulupta okursa yazdıklarımı?" diye bir endişe vardı, birazda bundan sanırım doğru düzgün bir günlük bile tutamadım . Bir blog sayfasından ziyade sanırım kendimle olan yüzleşmelerimden, hayallerimden, endişelerimden bahsedeceğim burada,kocayı(!) bulana kadar, en azından ne tarafa doğru gittiğimi görürüm, şöyle arada bir geriye baktığımda... az da olsa hayattan bi kuple birşeyler paylaşmak... umarım bu sefer devamını getirebilirim.

20 Ocak 2010 Çarşamba

medyanın jetonu geç düştü...

malum şahsın ismini bile anmak istemiyorum; abdi ipekçi'nin katillerinden birinin tahliye olduğu gün,hiç çıkmaması gerekirken, peşindeki medya ordusunun durumu tam bir rezillikti. ekranda gördükçe sinirlerim zıplıyor; bir katilin ne yaptığı beni niye ilgilendirsin? neyse ki vicdanı rahatsız olanların tepkisiyle medyanın jetonu geçte olsa düştü, benimde "türk medyasından tiksiniyorum" başlığı çöpe gitti.

8 Ocak 2010 Cuma

haftamın müzik videosu...

***amy macdonald - this is the life
ilgimi çeken eski yeni klipler her cuma burada... yazarken denk geldi...

ohannes...

işte aynen öyle. yetmişaltı kilo olmuşum, ama tartılırken midemdekileri henüz sindirmemiştim, boy yüzyetmişbeş santimetre olunca da eşik sınırımı aşmış bulunuyorum. tez zamanda spora başlana, bu kilolar verile... evdeki yerleşme işi biterse bir saatlik pedal çevirme ile antremanlara başlıyorum. ikibinon yazına fit girmek istiyorum. düşündümde yarım saat pedal çevirmede yeter sanırım... :)

3 Ocak 2010 Pazar

edi ile büdü...













üzerinden epey bir zaman geçmiş. alkışlarla yaşıyorum'da gezinirken denk gelince yüzümde hafif bir sırıtma belirdi. d&r'da kitaplara bakarken cd'sine denk gelince yüzümdeki o sırıtma daha da büyüdü. sanırım bir sonraki gidişimde "edi ile büdü" cd'sini alacağım :) hem izledikten sonra yeğenlerime hediye ederim...hmmm... acaba sonra yine izlemek istermiyim? neyse ben bunu bir düşüneyim...