2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2011 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2011 Pazartesi

Tey tey tey 2011...



Az kalsın 2011'e çalışarak girecektim, cuma günü iş yetiştirmeye çalışayım derken akşamın yedisini bulduk. Herkes erkenden çıkıyor, sen kalıyorsun ofiste bir başına; ister istemez insanın canı biraz sıkılıyor. Akşamları ofiste yalnız kalmalarım, kafamda ofis fan-ta-zi-leri üretmeme sebep oluyor. Hatta son zamanlarda ofisteki er kişilerle homo-erotik şakalaşmalar içerisine girince ertesi gün; kendimi şakalaştığım oğlanla yılbaşı ağacı konseptli ofis ortamında çekilmiş bir rüyada buldum; insan bu kadar mı bi fırsatı kaçırmaz! Pipiler havada uçuşuyordu, devamı cıss!

Neyse, bu senede yılbaşını evde kutladık; bundan önceki senede... ama daha önceki sene askerde kutladık-dım(!). Valide hanım, peder bey, abula, emmi ve hanımı; yalnız kalmasınlar istedik, beraberdik. Böyle günlerde insan sevdikleriyle olmalı değilmi? Sanırım ilk şarabı hızlı içmişim, ilk kadeh sonrası başım dönmeye, bedenim uyuşmaya başladı! saat daha 10 pöh! yani. Yeni seneye girerken gönderilmek üzere sms yazıldı topluca gönderilmek üzere beklendi; o saatte harfleri seçecek kadar ayık olmam diye düşündüm. Evdeki partiye(!) katılanların yaş ortalaması 45-50 arası. Evde gürültü patırtı yapılmadığını düşünen varsa yanılıyor söyliim! En genç ben olmama rağmen en az patırtıyı ben yaptım! alt kattaki komşularında olmamasını fırsat bilerek evdekiler iyice tepindi. Akbil paramı çıkarırım düşüncesiyle tombalaya katılındı, sonucunda avuç yalanıldı... saatler 24:00 olunca maytaplarla, konfetilerle 2011'e girildi!.. Yahu yılbaşı günü 2 şişe şarap kime yeter! Neyse ki diğer komşularda evdeydiler de "iyi seneler" deme bahanesi ile 2 kadeh şarapta orada götürüldü! gecenin sonunda dünyam iyice dönüyordu, zaten çok alkol alan birisi değilimdir, ayda yılda bir... ama peder bey'in eline o konuda su dökülemezdi son birkaç seneye kadar! neyse ki babasının oğluşu değilim!

Bu arada 2011'e blog dünyası büyük bir şokla(!) girdi, "gaysberg" ne olduğunu anlayamadığım bir biçimde veda mesajı yayınlamış? Hala bir açıklama yapılmış değil! Umarım her ne ise, herşey yoluna girer...

2011'de yengeç ve balık burcu için iyi şeyler yazıyorlar; biri burç biri yükselen olunca pek tabii 2011 nasıl geçecek dört gözle bekleniyor tarafımdan...

Hadi iyi seneler!

9 Aralık 2010 Perşembe

"Unutup acımı, alıcam öcümü…"

“Unutup acımı, alıcam öcümü
Asıl o zaman görecek gücümü
Onunda yerini biri dolduracak
Kadere inanırım olacak olacak…”

demiş böyük(!) ozan Demet Akalın. Bir iki defa radyoda denk geldim ve şarkının bu kısmına takıldım kaldım. Kadının şarkıları hakketten de terk edilen aşıkların yanaşacağı bir limanmış, terk edilince anladım… Bir süre profil sitelerinden bahsetmece yok, part_3’ü yazacağım bir ara, başka şeylere değinelim önümüz yeni yıl malum! Yeni yıl demek; yeni kararlar al, sonra da o aldığın kararların hiç birini yerine getiremeden çöpe at demek! “A-a-aaa… bir yıl nasıl çabuk geçti yeaaauv!” diye tekrar bir yeni yıl gelir ve tekrardan bir “yeni kararlar” alma süreci; kısır bir döngü halinde yaşanır. Her sene abla-kardeş yeni kararlar alırız; spor yapıcaz, sanat yapıcazz deriz sonra da onları unuturuz, o unutkanlıkla yeni yıl da tekrar aynı kararları alırız… Asırlarca bu böyle gelmiş, alın alın yeni kararlar iyidir iyi!..

Terk edilmem şöyle oluyor;


Gay profil sitelerinden arkadaş aramayı bıraktım ya, kalbim sanki yar’dan ayrılmışçasına bana trip yapıyor. Bir Bridget Jones havaları ki sormayın! En dibe vurmadan önce abur cubur ne varsa yenir, bütün depresyona bağlayan aşk acısı barındıran şarkılar dinlenir, kişisel gelişim kitaplarına hücum edilir, salya sümük ağlanır yaa… Ha işte ben o ilk üç aşamayı geçtim, pardon ama durduk yere niye ağlayayım; o kadar da saçmalamayım hani. Şarkı da tam intikam şarkısı hani; sevgiliniz sizi daha çıtır başkası için terk eder, siz de intikam almaya yemin etmişsinizdir; aylar sonra karşısına çıtır olarak çıkarsınız falan… ex-sevgili sizden gözünü alamaz, pişmandır yavşamaya başlar falan… işte orada ego tavan yapar “sefaaam ossun! Hıh!”…

Neyse işte en dibe vurduk ya, şimdi yüzeye çıkma zamanı. Önce aldığım kiloları vermekle işe başlamalıyım, dedim ya bir ara “tontiş” olma meselesini ele almalıyım diye; iki gün önce tartıldığımda 78 kilo olmuşum! Şhit!!! Tartıdaki rakamları görünce dumura uğradım, daha tartılmadan üç hafta önce 76 kilo idim. 75 kilo civarlarında dolaşırken göbeğimi içeri çekip yolda yürüyünce gayet fit bir görünümüm vardı. En son bana “gayet fit görünüyorsun” dediklerinde 68 kilo idim ve askerden yeni gelmiş idim. Yeni yeni yediklerime dikkat ederek kilomu kontrol altına almaya çalışıyorum; pirinç pilavına ve makarnaya bir süre veda etmeliyim sanırım, ayy pilav ve makarna yemek benim için hava solumak gibi bir şeydi. Her gün pilav yediğimi anca birkaç ay sonra fark ettim; o derece körkütük sevdalıyım pirinç pilavına, şu sıralar aramız limoni… Yeşile döndüm. İlk olarak acil uygulamaya soktuğum plan bu, menüyü yeşile döndürmek; brokoli, semizotu, ıspanak, karnabahar… Zaten uzun bir süredir fast food tükettiğim yok, iş yerinde hep ev yemekleri yiyorum, sabah kahvaltısı niyetine aldığım 2 adet peynirli poğaça ya da veda. Ama tüm bu çabalarıma rağmen önüme engeller çıkmıyor değil; valide hanım ve peder bey sezonu kapatıp eve dönüş yaptılar; haliyle akşamları validenin yemekleri evde beni bekliyor! “-Yaa, yemek yapmasana be kadın! Senin yüzünden kilo alıyorum” valide hanım hemen cevap veriyor “Hıı- hı yemeklerimden kilo alıyon! Ben sana demiyom mu? Oğlum kola içme!, akşamları ıvır zıvırı pohu püsürü yiyince kilo almıyosun da benim yemeklerimden kilo alıyosun! Pis şeyleri yiyeceene benim yaptığım sağlıklı şeyleri yee, ceviz, fındık, pestil…” Evet evet onları yiyeyim de düz duvara tırmanayım; azdırtmaya niyetli sanırım. Neyse havalar bir an evvel ısınsa da onlar da tekrardan sahil şeridine gitseler off!

Yemek konusunu iki hafta kadar rayına oturtabilirsem; ikinci adıma geçebilirim sanırım:

“Nefes alıyoruz bir-ki, nefes veriyoruz üç-dört…”


Geçen sene eve bir o kadar spor aleti aldım; kondisyon bisikleti, dambıl, ab rocket denen mekik zımbırtısı, bilekleri güçlendirmek için el yayı, Ebru Şallı’nın da kullandığı plates minderinderinden… 2009’da post’ladığım yazıya bakarsanız tekrar bir “spor yapıcam” diye ütopik bir hayale girmişim. Eee sonuç! Tam işler rayına girecekken 3-4 hafta sonra “ boyun” sen tutul emi! 1 hafta boynu bükük küheylan gibi dolaştım! Sonrası fizik tedavi tabii; doktora söyleyince “Doktor civanım! Spor yapmaya devam edebilir miyim?” diye, adam gözlerini ayırıp “Olmaz” gibisinden bir bakış attı… Eh yaz başlangıcından beri tüm aletler tozlanmaya yüz tuttu… Şimdi yeniden aletlerin tozunu almalıyım; ama sadece bisikletin; tek tük 15 dk yavaştan çalışmaya başladım. Ama benim asıl işimi görecek olan spor yüzme; şöyle yakınlarda adam akıllı olimpik havuz bulamadım, bir yerde var tamiratta! Hem boynum içinde iyi gelecek; zaten boyun meselesi mesleki sebeplerden dolayı, ilk kez başıma gelmiş bir şey değil; sonunda 1 hafta yamulmuş bir durumda gezince doktor yolu göründü. Uygun bir havuz bulursam slip mayo giymiş dady’lerden de bahsederim denk gelirse inn-şallaaaah!

3. Adım; “Dişçi ebemi değil ama beni feci mikecek!”
20’lik dişlerle başım dertte! 30’luk karı oldum adam oldum hala 20’likler ağzımda; yamuk çıktığı için ikisinin de çekilmesi zaruri ve bu tip işler bir cerrahi operasyon ile oluyormuş! Vay anam vayy! Geçen ay zaten arkalardan bir yerlerden bi dişimi çektirdim; 3-1= kaldı 2 çekilecek diş. Yılbaşı sonrasına mı bıraksam yoksa aralık ayında birini çektirsem mi emin değilim? İşler de yoğun. Geçen çektirmek için gittiğimde; adam tabii dişi uyuşturdu, aldı eline kancayı…hın hın hın hın hın hın hın… başladı dişimi oymaya, ben; “AAAAAAAAAAAGGGGGGHHHHH!!!*@*!”…

demedim tabii; adam dişimi kerpetenin ucunda gösterince, dişimi çektiğini o zaman anladım; hiç bir şey hissetmedim. Ne bileyim uyuşturucunun etkisi geçince mikileceğimi! Ertesi gün bir kırgınlık ve hafif ateş, bir bulantı; sandım gebeyim! Sonra Meryem Ana’nın başına gelen şey ilk ve sondu! Benim başıma da gelecek hali yok yani na-mümkün o açıdan… Bakalım bu sefer ne olacak! Operasyon için başka bir dişçiye gideceğim. Neyse ki dişçi korkum yok! Alayı mikse tın! yaani… Çekimler bittikten sonra sıra albüm kapağına gelecek; diş taşları ve diş beyazlatma; sigaram yok ama su niyetine çay içen biri olduğum için dişlerin rengi “etek sarı sen etekten sarısan! saarı…” dan da sarı… iğğreeeaaaanç!

4. Adım “ Sanatımla gündeme gelmek istiyorum!...”


O kadar süre profil sitelerinden birini düşüremeyince, olmayınca olmuyor demek ki; zorlamamak gerekiyor… Hatim ettiğim onca kuantum düşünce kitabına göre çok fazla bir konuda arzuda bulunmak, o istediğiniz şeyin size ulaşmasını engelliyormuş. Yanii istediniz mi bir şeyi bi süre! Şimdi salın onu bırakın gitsin evrene (ciddiyim), evren sizin o enerjinizi alsın; bir süre o konu hakkında düşünmeyin peşinden koşmayın…İstediğiniz şey size doğru çekilecekmiş. Benim yapacağımda 2011 yazına kadar o olacak! Profil sayfalarından uzak durmak! Hatta mürebbiyelerin sıkı bir denetimde bulunduğu eşcincoş forumuna bile hafta da 1, bilemedin 2-3 defa girmeliyim! İşte bu nedenlerden ötürü kendimi kariyerime adıyorum; hem yıldızlar da bu sene burcum hakkında iyi şeyler diyor… Tıpkı gay olduğumu kendime itiraf etmediğim zamanlardaki gibi başımı sanatıma gömücem!..

Six months later, işler istediğim gibi gitmezde aldığım kararları uygulayamazsam, alttan girip üstten çıkabilirsiniz serbest...Bekle beni 2011!

“Unutup acımı, alıcam öcümü
Asıl o zaman görecek gücümü…”